istanbul escort

alanya escort

Ben nasıl Bursasporlu oldum?


Şimdi eşim olan adamla (Tarığım) evlenmeye karar vermiştik. Onu tanıdığımda, hatta tam anlamıyla tanışmadan, ona ait tüm kişisel bilgilerinden ilk öğrendiğim madde, ileri derecede Bursasporlu olduğuydu.



Sene 2008 falandı.

Futboldan çok anlamayan, futbolu bir stadyum dolusu adamın bağıra küfrede maç seyrettiği bir alan olarak görürdüm. Evet futbol çoğu kez heyecan vericiydi ama her zaman ve o kadar da değil.

Şimdi eşim olan adamla (Tarığım) evlenmeye karar vermiştik. Onu tanıdığımda, hatta tam anlamıyla tanışmadan, ona ait tüm kişisel bilgilerinden ilk öğrendiğim madde, ileri derecede Bursasporlu olduğuydu. Aynı televizyonda çalışıyorduk, spor dairesindeydi, Bursaspor'la haşır neşirdi ve iyi çocuktu. Nişanlandığımız zamanlardı. Beni maça götürmek istedi. Gittim.

Atatürk stadyumunda hangi maç olduğunu şimdi hatırlayamadığım bir karşılaşma oynanacaktı. Ama sanırım İstanbul takımlarından biriydi. Basın tribününe oturduk. Maça daha zaman vardı. İtiraf etmeliyim ki, çocukken babamla gittiğimiz bir kaç maç dışında stadyum görmüşlüğüm yoktu.

Bursaspor taraftarı da değildim ve futboldan pek anlamıyordum. Maç başlayana kadar etrafı izlemeye koyuldum. Sol taraf açık kale arkası, tam karşısı maraton, sağ taraf kapalı kale arkası tribün. Orda değişik bir enerji hissettim. Anlatamadığım sadece hissettiğim bir şeyler işte.

Sonra maç başladı. Ama tam önümde oynanan futbola değil özellikle sağ tarafımda yanıp sönen, coşup kabaran, med cezir yapan, görünmeyen alevlerle tutuşan, vadi aralarında esen, hortuma benzeyen, kasırgayı andıran, insana adrenalin pompalayan hareketliliğe, devinime, adını koyamadığım o ruha bakakaldım. 90 dakika boyunca açık kapalı, maraton ve sosyete tribünün arasında çevrilen döngüye, tezahürat cümlelerini birinin alıp öbürüne devretmesine, İtalyano’ya, sırtlarını sahaya dönüp göğe yükseliyorlarmışçasına yaydıkları illüzyona, atkıları kullanışlarına, atkıyla sanki secde ediyormuşçasına ettikleri o ilahi dansa, beden dillerine, senkronize oluşlarına, aksiyona, birbirlerini tamamlayışlarına, konuşmadan sadece hareketlerle ve şarkılarla anlaşmalarına, takımlarına, futbolcularına, şehirlerine duydukları katıksız, içtenlikli, saf ama kuvvetli tutkuya, bilge bir kavrayışla ve katmanlı bir felsefeyle, futbolu ateşleyen, körükleyen, ruh üfleyen ayinlerine tabir caizse hasta oldum...

Öldüm ben o gün, sayfalarım kapandı yenileri açıldı, içimden yeni bir şuur çıktı sanki..

Ben o gün Bursaspor'a, Bursaspor'u Bursaspor yapan, birbirini hiç tanımadığı halde sadece bakışlarla anlaşıp organize olan o bir sürü adamın tutkulu dansına, yeşile ve beyaza aşık olmanın çok ötesinde, hayatın tüm anlamını yükleyen o bilge kalabalığa hayran oldum...

Sonra evlendim. Evin içinde Bursaspor'la yaşayan, Bursaspor'la doyan, Bursaspor'u yaşamının en özel kısmına oturtmuş o adam bu takıma bu kadar sevgi ve aşkla doluyken, ben ne başka bir takımı tutacak kadar duyarsız, ne de başka bir takıma aşık olacak kadar vefasız olabilirdim..

O gün yemin ettim.

Yani kalbim kendi kendine yemin etti.

Bu sevdadan dönmeyeceğime, Bursaspor'u gerekirse başımı bile derde sokacak kadar seveceğime, şampiyon olması için gece gündüz dua edeceğime and içtim..

Ben şimdi tarih falan hatırlamaz oldum. Size yazarken aklıma geldi. Ben sanki doğduğum günden beri Bursasporluydum..

Ve öleceğim güne kadar da Bursasporlu...