Peki bu ne demek?
Şöyle düşünün… Bir pazara gidiyorsunuz. Tezgâhta domates var ama fiyatı bir anda zıplıyor, kim alıyor kim satıyor belli değil, tartı doğru mu onu da bilmiyorsunuz. Böyle bir pazarda alışveriş yapar mısınız? İşte yabancı yatırımcı Türkiye’ye tam olarak böyle bakıyor.
Sorun ne?
En büyük sıkıntı güven. Yani yatırımcı diyor ki:
“Ben bu hisseleri alıyorum ama gerçekten kim alıyor, kim satıyor, fiyat neden yükseliyor ya da düşüyor, bunu net görmek istiyorum.”
Ama iddialar şu yönde:
Bazı küçük şirket hisselerinde, bağlantılı gruplar birlikte hareket ediyor. Yani kendi aralarında al-sat yapıp fiyatı oynatabiliyorlar. Bu da dışarıdan bakan yatırımcı için büyük bir soru işareti.
Çünkü kimse manipüle edilen bir piyasada parasını tutmak istemez.
Devlet ne yapıyor?
Aslında tamamen sessiz değiliz. SPK son dönemde bazı adımlar attı. Kuralları sıkılaştırdı, cezaları artıracağını söyledi. Ama mesele sadece kural koymak değil… O kuralların gerçekten uygulanıp uygulanmadığını göstermek.
Yani yatırımcı şunu görmek istiyor:
“Kurala uymayan gerçekten cezalandırılıyor mu?”
İşte asıl sınav burada.
Peki risk ne?
En kritik konu burası.
Eğer bu uyarılar dikkate alınmazsa Türkiye, uluslararası endekslerde geri plana düşebilir. Hatta daha kötüsü, bazı endekslerden çıkarılma ihtimali bile konuşuluyor.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Milyarlarca doların “ben buradan çıkıyorum” demesi demek.
Çünkü dünyada birçok büyük fon, bu endekslere göre yatırım yapıyor. Siz listeden çıkarsanız, o fonlar otomatik olarak hisselerinizi satıyor.
Yani mesele sadece “itibar” değil, doğrudan para girişi meselesi.
Ama umut var mı?
Var.
Çünkü bu kurumların amacı Türkiye’yi cezalandırmak değil. Aslında verdikleri mesaj şu:
“Düzeni düzelt, biz de yatırım getirelim.”
Yani top bizde.
Eğer şeffaflık artırılırsa, denetim gerçekten işlerse ve piyasa herkes için adil hale gelirse, Türkiye yine yatırım çeken bir ülke olabilir.
Son söz
Borsa dediğin şey sadece rakam değildir, güven işidir.
Güven varsa para gelir.
Güven yoksa en iyi hikâye bile kimseyi ikna etmez.
Şimdi mesele çok net:
Türkiye yatırımcıya “gel” mi diyecek, yoksa farkında olmadan “git” mi dedirtecek?