<div>İş dünyasında performans, aidiyet ve sürdürülebilir başarı uzun süredir aynı soruya dayanıyor: Çalışanlar, iş yerlerinde gerçekten iyi hissediyor mu?</div><div>Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi, bu soruya sadece bir yanıt vermekle kalmıyor; çalışanların kendilerini güvende, değerli ve bir bütünün parçası hissettikleri organizasyonları sahnenin önüne taşıyor. Araştırmanın detaylarını titizlikle irdeleyen Best Workplaces for Well-being™ 2026 İçgörü Raporu ise madalyonun diğer yüzünü gösteriyor: Çalışanlar, kendilerinden beklenenler ile onlara sunulan imkanlar arasındaki dengeyi yitirdiklerinde, bu durum sessiz bir tükenmişlik ve kopuş hikayesine dönüşüyor. Araştırma, well-being'in bireyin sırtına yüklenmiş bir "dayanıklılık" ödevi olmadığını, aksine kurumların bilinçli bir nezaket ve stratejiyle inşa etmesi gereken bir yönetim sanatı olduğunu ortaya koyuyor.</div> <div><b>"Harika Bir İş Yeri" Algısının Merkezinde İyi Olma Hâli Var</b></div> <div>Bir iş yerini "harika" kılan şey çoğu zaman görkemli ofisler ya da paketlenmiş haklar sanılsa da hakikat çok daha derinlerde, güvenin ve psikolojik desteğin özünde saklı. Araştırma sonuçları, çalışanların iş yerlerini nasıl algıladıklarının; kendilerini ne kadar "korunmuş" ve güvende hissettikleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu kanıtlıyor. Nitekim duygusal ve psikolojik olarak sağlıklı bir iş ortamına sahip olduğunu düşünen çalışanların oranı, Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi'nde yer alan şirketlerde %79 iken, liste dışı şirketlerde bu oran %43'te kalıyor. Aradaki bu uçurum, esenliğin sadece bir memnuniyet göstergesi değil; aidiyeti ve yarını beraber inşa etme arzusunu belirleyen temel güç olduğunu gösteriyor.</div> <div><b>Sessiz Kopuş: Görünmez Bir Veda Hikayesi</b></div> <div>Çalışan bağlılığına bakıldığında, ilk bakışta fark edilmeyen ancak organizasyonlar için ciddi sonuçlar doğuran bir tablo öne çıkıyor. Çalışanların yaklaşık %18'i, organizasyonlarından tamamen kopmamış olsa da uzun vadeli bir bağlılık hissetmiyor. Bu grup, çoğunlukla alternatifleri olmadığı için kalan ya da belirsizlikten kaçınan çalışanlardan oluşuyor.</div> <div>Fiziksel olarak iş yerinde bulunan ancak zihinsel ve duygusal olarak uzaklaşan bu çalışan profili, "sessiz istifa" riskini beraberinde getiriyor. Bu durum, yalnızca bireysel verimliliği değil; ekip içi ilişkileri ve takım ruhunu da doğrudan etkiliyor. Nitekim Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi'ne giren şirketlerde çalışanların %87'si iş arkadaşlarının birbirini önemsediğini düşünürken, liste dışı şirketlerde bu oranın %56'da kalması, iyi olma hâlinin ekip bağları üzerindeki belirleyici rolünü açıkça ortaya koyuyor.</div> <div><b>Liderlik ve Güvenin Rolü</b></div> <div>Tabloyu asıl şekillendiren ise liderlerin aynadaki yansıması oluyor. Yöneticilerin, çalışanlarını birer "kaynak" olarak değil, eşsiz birer "insan" olarak gördüğü; sözün eylemle birleştiği şeffaf iklimlerde well-being kök salıyor. Yöneticisinden insan olarak değer gördüğünü hissedenlerin oranı Best Workplaces for Well-being™ 2026 Listesi şirketlerinde %87 ile zirve yaparken, liste dışı şirketlerde bu oran %54 seviyesinde kalıyor. Bu fark, iyi olma halinin kağıt üzerindeki politikalardan ziyade, bir liderin bakışında ve bir kurumun vicdanında başladığını açıkça ortaya koyuyor.</div> <div></div> <div>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</div>