Taksim'i...
Tandoğan'ı..
Nedense şu 1 Mayıs'larda herkes birbirini bir başka seviyor.
Bir başka öpüyor...
Oysa...
Sev-işmek "sevmek" ten gelmişse de anlamını yitirmiştir.
"seviştik" ile "sevdik" in arasındaki fark bu yüzdendir.
Bir de "öpüşmek" vardır.
"öpmek" in işteş halidir.
O an istedin mi, yer mekan tanımaz.
Peki şimdi biz Taksim’de, Şişli’ de uygun mekanı bulsak ne yapmıştık?..
Geriye dönüp hatırlasak 1 Mayıs’ları.
Öpüştük mü? Seviştik mi? Ne anlamıştık olanlardan?
Çiçek, böcek, ağaç, slogan, yumruk, itiş kakış...
Sonra karar vericileri tartışmıştık. Orantısız güçleri.
Ama şu bir gerçek ki..
‘Öpüşün’ derseniz öpüşülüyor…
‘Sevişin’ derseniz sevişiliyor..
‘Vur’ derseniz, vuruluyor..
‘Kır’ derseniz kırılıyor..
‘Açın yolları herkes geçsin’ deyin kimse elini bile uzatmaz bunu biliyorsunuz!
Eyvallah bırakalım eski yılları diyeceğimde yenisinde bunun her modelini tartışır olduk.
Bu tatil vurdu kırdının önüne geçip bir rahatlık sunacak mı, yoksa bir şekilde artık ‘viva 1 Mayıs’ olarak mı kalacak? Böylesine önemli bir günde sararmış solmuş sendikaların duruşlarını merak etmiyorda değilim! Yılda bir kere bağırıp sonra suskunlukları..
Ne olacak şimdi bu 1 Mayıs’ ta?
Herkes topu birbirine atıyor.
Ama top artık taçta değil.
E buda Zorlu’nun Taç perdesi değil.
Gelip ölçü alıp, kumaşı beğenip dikip sonra duvara monte etme becerisini çok kurum beceremiyor.
Ya da aslında karar alıcıların odalarına bu taç’ın uzmanları yollayıp ‘ölçme-biçme’ hesaplaması konusunda ders verdirmek lazım.
Yok arkadaş...
Öpen öpene.. İşçi sermayeyi…Sermaye hükümeti.. Hükümet herkesi…
Bu durumda öpülme kültürü beni mutlu etmiyor.
Tamam sınırları yoktur sevişmenin de bu sınırsızlığın ötesi asgari ücret abanmasının üzerine gitmiyor ki.. 1 Mayıs’a ilişkin aldığım bir maili hala saklarım .
‘1 Mayıs babamın doğum günü. İyi ki doğmuş’..
İşte o 1 Mayıs’ ın ürünüyle, sokakta ki ürün arasında dağlar kadar fark var..
Öperken dövmüyordu..
Ben sözcüklerden tanımlardan korkmam..
Ama şiddetti ve şiddetin piyonlarını sevmem sadece..
Onca yılın ardından unutulan hiçbir şey yok ki..Sadece dünün aynı kimliğindekilerin zaman içerisinde ki eriyiş ve kimlik tanımsızlıkları da var, sermayeye teslim olanı da, eşini dostunu satanı da, inadına aynı inançla yola devam edeni de..
Bir Hollanda örneğini paylaşmak istiyorum...
Bizde biri der ki alanın adı: Taksim'dir, öbürü der ki: 1 Mayıs!
Bir grup Hollandalı, Belediye'nin Amsterdam'a Opera Merkezi yapmasına karşı çıkarlar,.
'kent yoksullarının evleri yok, operaya ne gerek' derler.
Anarşist, komünist ve radikal gençler polisle çatışmayı göz alacak denli inanırlar davaya.
Hiç olmayanlar olur ve 2 kişi ölür.
Göstericilerin sloganı şöyledir: Stop Opera!
Sonradan kısaltılıyor bu slogan ve oluyor: STOPERA
Belediye, kültür merkezini bitiriyor direnişe rağmen, direnişçiler kaybediyor.
Nederlands Dans Theater adlı merkezin, altında metrosuyla birlikte açılış günü geliyor.
Belediye bir sürpriz yapıyor ve jest olarak kısa isimde STOPERA ismini kullanıyor.
Altta ki metronun duvarlarına da o günlerin anısına göstericiler ve polisleri karşı karşıya gelişlerini gösteren dev resimler astırıyor.
Amacı metronun ve binanın gelecek kuşaklara, bir kin ve nefret sembolü olarak taşınmasını engellemek. Yani gerçeklerin üstünü örterek değil, gerçeklerle yüzleşerek yapıyor bunu.
Ve bu isim hala kullanılıyor: STOPERA
Bugün elli yaşlarındaki protestoculardan biri ise oğluyla birlikte bir konsere gittiğinde ona gururla şöyle diyor:
"Bak oğlum buranın yapılmasına karşı çıkmıştım ve opera sarayı yerine fakirlere ev yapılsın demiştim ama yanlış bir karşılaştırmaydı .Yanlış safta doğru işler, doğru safta yanlış işler de yapmıştım ama yapmıştım. Engelleyemedik. Kültür merkezi yapıldı ama bak ismi de bizim slogan oldu: Stopera"