Bursa’da bayram süreciyle ‘seyyar satıcı’ sorunu gündeme geldi, ancak sabit işyerlerinin kendi işgalleri de, doruk noktasına ulaştı.
Bizde, bir söz vardır.
‘Dingo’nun Ahırı’
Hikayesi, şöyledir.
“Vaktiyle atlı tramvaylar 2 atla çekilirken, İstanbul’daki Şişhane yokuşunu çıkabilmek için takviye at alınarak, çıkılabilirmiş.
Böyle tramvaylarla Taksim’e gelinirken, atların dinlendiği ahır varmış ve Rum Dingo tarafından işletilirmiş.
Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki “ Burası Dingo' nun ahırı mı, giren çıkan belli değil?'' sözü, böyle doğmuş.”
Kamusal işgaller açısından.
Zabıtalar, olabildiğince görevlerini de yapmaya çalışıyorlar.
Seyyar satıcılara asıl müdahaleyi, sabit işyerlerinin yapmaları gerekiyor, ancak zabıtaları öne sürüyorlar.
Sattıklarını; kaldırımlara, caddelere çıkaran sabit işyerleri, yolları da kendilerine ait otopark gibi kullanıyorlar, kendileri de ‘mesele’ durumundalar.
Duba ve tabelalarla yolları bile sahiplenen sabit işyerleri, rakip gördükleri seyyarları kovalaması için de zabıtaları çağırıyorlar.
Bursa’nın Yıldırım ilçesindeki Tayyareci Mehmet Ali Caddesi, bizim ‘Dingo’nun Ahırı’ sözünü hatırlatıyor.
Zabıta, ne yapsın?
Asayişi sağlamakla yetkili polisin, keşmekeş yaratan seyyar satıcılar ve yolları da sahiplenen sabit işyerlerine de müdahale etmesi gerekiyor.
Tayyareci Mehmet Ali Caddesi’ndeki yolları, açık hava ticarethanesi olmaktan kurtarmak da, trafik polisinin görevidir.
Son durumla.
Kaldırımlar bir yana, yolu şahsi özel otoparka çeviren dubaları ve tabelaları, beyaz eşya ve mobilyaları görünce, ‘devletin tüm kurumları, görevde aranıyor’.