Hayat kısa be dostlar.
Her gün bir yığının içinde boğulup gidiyoruz.
Ne için, kim ve kimler için.
İki ana öznesi var tüm çabanın
Güvenmek ve omurgalı duruş.
Ki güvenmek...
Sevdiğimiz kişinin bizim için duyduğu kaygıyla motive olduğuna...
Zaman zaman atılan yanlış adımlara ve yapılan hatalara rağmen, bizim iyiliğimizi düşünerek yola çıkmamız demektir.
Güven duyduğumuzda karşımızda ki kişinin bizi derinden sevdiğine, bizi güzel ve uzun sürece seveceğine inanırız...
Güven en iyi olanı hayal eder..
Güven mümkün olan en mutlu sonucun olmasını bekler...
Güven, mutlulukla işlevini yerine getirirken karşılığında güven duyulmayı bekler.
Ancak güven sadece kendi düşüncelerinizden doğmaz..
Güven duymayı seçtiğiniz kişinin davranışları...
Sözleri..
Ve seçtiği yollara cevap olarak gelişir...
Hassastır, kolay zarar görür.
Kişiliğinize saldıran tek bir cümleyle, düşüncesiz tavırlarla, yalanlarla yok olabilir.
Ve unutmayın...
Güvenmek kadar, güvene layık olmakta gereklidir.
Ya omurga...
Üzerine çok şey söyleriz...
Aklıma geldikçe bahsederim.
Omurgasızları bilirsiniz..
Vücutlarında hiç bir şekilde, destekleyici bir notokordları bulunmaz.
Sinir sistemleri de sadece çevresel etkilere tepki verecek şekilde gelişmiştir.
Hayvanlar aleminde "solucan" ve "sülük" diye adlandırılırlar.
Tabi o alemin omurgasızlarıyla bu aleminkiler arasında farklılıklar var.
Alemin diğer yarısındakiler daha açık.
Omurgasız olduklarını gizlemiyor, "biz buyuz" diyebiliyorlar.
Oradan bir pay kapayım, burada bir statüm olsun diye kimseye yaranmıyorlar.
Anlatmaya kalktığınızda bir yığın örnek var.
Yani gerçek omurgasızlarla, sonradan olmalar arasında ciddi farklılık ortada.
Önemli olansa gerçeklerin farkına varabilmek.
Haydi kafanızı kaldırın ve bir bakın kendi gerçeğinize.