Sabaha karşı yazılan satırlarda can kaybı, daha da acıtıyor canınızı.
Terörün dili, dini, rengi, imanı, seni-beni yok.
Cek'i.
Cak'ı.
Cağız'ı da olmamalı.
El ele olmalıyız daha çok, daha çok, daha da çok.
Ama bazen ne deseniz boş.. Bomboş.
Ne diyanetin 'günahkar' uyarılı hutbesi.
Ne trollerin adrese teslim göndermeleri sonuç getirmiyor.
Getirmezde.
Zaten sürekli anlatıyoruz ya.
Yapılmak istenen bu.
Kaos, kargaşa, itiş, kakış.
Düşmeyelim bu tuzağa.
Fakat.
Çok şeye ancak kendi açabildiğimiz pencerelerden bakabiliyoruz.
Tanımlamalar hep kendimizden yola çıkarak oluşturuluyor.
Dünyayı kargalara bırakacağımız için, emeğimizi boşa harcamamaktan dem vurabiliyoruz.
Primat latince kökenli çoğul bir sözcüktür.
Sözcüğü wikipedia internet sözlüğü “primas- soylu, mükemmel, birinciden biri” olarak açıklamaktadır.
Kendimize verdiğimiz unvanla, doğadaki diğer canlıları bu dizgede nereye yerleştirdiğimiz de ortaya çıkmaktadır.
Birinci olamayacakları belli diye düşündüklerimize dünyayı bırakacak olmamız ise canımızı acıtmaktadır.
Değişik dizgelere yerleştirdiğimiz insanları düşündüğümüzde canımızın acıması da, köklerini primatlığımızdan alsa gerekir!
Dalın tepesinde ki kargalarda işte aynen böyle.
Sen, ben, o...
Yani üç kişilik ilişki, üç kişilik zevk, üç kat sorun.
Bazen aşırı şovenliğin içinde boğulurken, izmler peşinde aval ördek dolaşıyoruz.
Sorarım.
Çoğumuz ideallar, hedefler, dürtüler de kaçımız ilk sırada yer aldık.
Kaçımız sadece piyon olduk.
Birileri hep yazdı çizdi, birileri de oynadı.
Piyon öteleri de, her izm de ayrı bir derinlikti.
Ama her şeyin ötesinde dönüp dolaşıp kendi gerçeğimize bakıyoruz.
Neyi nasıl anlattığımız, tanımladığımız.