Köprüden padişah övgüsü

Bir markanın adını koymak konumlanma adına en değerli adım. Varlığının nedenini, vaadini, etkileşime geçtiklerine verdiği mesajı anlatan en değerli hamle markanın adıdır.

Köprüden padişah övgüsü

Marka adın sadece ticari varlıklar için değil, şehirler, coğrafi değerler ve şehirlere ait mimari yapılar için de önemli mesajla üretir.

Son dönemlerde ülkede yapılan köprülerin isimleri konusunda tartışmalar gündemde. Konuyu marka adı, iletişim ve köprünün metaforik göndermesi üzerinden düşünelim.

Ülkenin en büyük köprülerinden ikisi padişah ismi ile ‘geçmişe’ selam çakıyor. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ki halk arasında kısaca FSM olarak kullanılıyor; İstanbul söz konusu olduğu için bir anlam ve mesaj üretmesi konusunda diğerlerine göre daha şanslı. Ancak Yavuz Selim köprüsü bir marka vaadi olarak bir zorlama içeriyor. Benzer bir durum Çanakkale Boğazını bağlayacak köprü için de geçerli. 1915 Çanakkale Köprü ismi ile yine tarih, geçmiş, savaş, militarizm göndermeli bir isme sahip bir köprü markası geliyor. Konumlanma yine tarih ve meydan okuma gönderecek şekilde gerçekleşiyor.

Köprü sözcüğü bir çok disiplin için önemli bir terim. İletişimciler, yazılımcılar, siyaset bilimciler, psikanalizciler, psikologlar için kendi disiplinlerinde karşılığı olan ‘köprü’ çok güçlü bir metafor.

İki yönlü bir alışverişi ve akışı sembolize eden köprü sürekli militer ve tarihi göndermeler yapan isimler ile markalandırıldığında verdiği mesaj da birleştirici bir ikili akış olmuyor. Köprünün varlığı iki yakayı birleştirmekken verilen meydan okumaya yönelik markalar araştırıcılığa neden olabiliyor.
Yapısı gereği tek yönlü olmayan köprüye verilen isimler sürekli tek yönlü göndermeler yapıyor. Ortak değer yaratma metaforu olacakken ortak değerlerden uzaklaşan ve tek yönlü mesajlar ile birleştiricilikten oldukça uzak duruyor.

Marka adı konumlanmada en değerli hamle demiştik. iki yakayı birleştiren, iki farklı düşünce arasında bağ kurulmasını sağlayan köprülere isim verilirken kapsayıcı ve daha barışçıl göndermeler daha sempatik olacaktır.

1915 Çanakkale ve Türk tarihi için unutulmaz bir olaya gönderme yapıyor. Bu tarihi olay için yazarlar yazsın, şahane filmler çekilsin, tarih hep anlatılsın. Ancak sürekli bir gerginlik hali ile savaşları, tarihten gelen savaşçı devlet yöneticilerini hatırlatacak isimler; köprünün birleştirici özelliğinden çok gergin bir meydan okumaya dönüşüyor.
İnsanların mutlulukla kullanması, sevdiklerine ulaşması, mutlu anılar biriktirmesi için tasarlanması gereken köprüler neden hep savaş ve benzeri göndermeler yapıyor.

Aynı agresif tutumu cadde ve sokak isimlerinde de görüyoruz. Sürekli savaşçıların ve savaşın yüceltildiği gergin bir toplum olmak siyasal iletişim açısından avantaj sağlıyor olabilir. Ancak toplumun iletişim dinamiklerini olumsuz etkiliyor. Uzlaşı ve mutluluk vaadi olması gereken marka/isimler gerginliğe ve köprülerin atılmasına neden oluyor.

Televizyon ekranlarında, sosyal ağlarda, gazete sayfalarında hatta billboardlarda sürekli siyasetçileri görmemizin nedeni de benzer bir konumlanmadan kaynaklanıyor. Her şeyi bilen ‘baba’ figürlü siyasetçi formu hayatımızın tamamını dolduruyor. Üç filozof, mimar, yazar, şair adı söyleyemeyecek inşaları siyasilerin ‘magazinsel’ hayatlarını bile biliyor. . Bu da iletişimsel olarak bir toplumsal gerginliğe neden oluyor. Vasatın yüceltilmesi burada başlıyor.

Dönelim köprülere verilen adların dünyada nasıl olduğuna. Rastgele bir Google araması ile bulunan bazı köprü isimlerini yazalım;
Vasco da Gama: dünyanın en önemli kaşiflerinden birisinin adının bir köprüye verilmesi ne kadar şık olmuş. Hani bizde de Piri Reis adı verilse ne kadar güzel olurdu bir düşünün.
Çin’den bir örnek; Chengyang; anlamı Rüzgar ve Yağmur köprüsü. Ne kadar pastoral. YSS köprüsü yerine Ihlamurlar Köprüsü, Gökyüzü köprüsü gibi isimler konulsaydı da hem doğaya saygı sunsaydık hem de birleştirici bir markaya sahip olsaydı.

Pyton; Piton Köprüsü, yılana benzemesine gönderme yapılmış. Martı Köprüsü, Yunus(balık olan) Köprüsü Yavuz Köprüsünden daha sempatik olmaz mıydı?
Her şeyi bile siyasetçi figürü yerine markalarına adlarını profesyoneller verseydi daha rahat bir toplum olur muydu?
Bir ülke ya da şehrin değerlerine ad konacağı zaman iletişim profesyonelleri neden çalıştırılmaz?

Siyasetçi her şeyi bildiği için mi?

Eğer öyle olsaydı Bursa’nın adı Uluşehir, alameti farikası lale olmazdı!.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR