İnsan ihtiyaçları sonsuzdur.
Karşılayacak kaynaklar kıttır.
İktisat bilimi, sonsuz ihtiyaçları kıt kaynaklarla karşılamaya çalışır...
İktisat kitapları bunu böyle yorumlar.
Gerçekten kıt mı, yoksa sınırsız mı?
Fakat bu ihtiyaçları karşılama yöntemleri sonsuzdur.
Yani yemek yemek bir ihtiyaçtır.
Fakat neyi? Nerede? Nasıl yiyeceğiniz kısmı, sonsuza yakın bir çeşitlilik içerir.
Sevmek, sevilmek bir ihtiyaçtır.
Ama karşılama yöntemleri çok çeşitlidir.
Eğer ''bir ihtiyacı karşılama yöntemi'' ihtiyaç haline gelmeye başlarsa, işte o zaman felsefeye çok iş düşmektedir.
- Ne satıyorsun?
- Susuzluk giderici haplar dedi seyyar satıcı
- Ne işe yarıyor bu haplar?
- Bilim adamları hesapladı, insanlar bir haftada su içmeye tam 45 dakika harcıyorlarmış.
- Peki ne olacak bu 45 dakika?
- Ne bileyim. Fazladan bir 45 dakika işte, gönlünce harcayabileceğin bir 45 dakika’ yanıtını verir.
Bunu çok yönlü tartışabilir bir noktaya oturtabiliriz.
Ama yaşamsal örnekler bizi her dakika için ayrı yere götürür.
Fazladan harcayacağımız 45 dakikamız olsa neler yaparız?
Ya da harcadığımız onca zaman bize neler kazandırır - kaybettirir.
Bakın…
Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü kendilerini tekrar, tekrar hatırlatmalarıdır.
Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeyler.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
Hep ama hep hatırlarız.
Ne biçim kaybetmektir bu?
Kim gölgesinden kaçabilir ki?
Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...