Markalaşamayan siyaset!

Markalaşamayan siyaset!

Markalaşamayan siyaset!

Konfüçyüs'ün şöyle bir tanımı var:

"Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık bunların arasında değildir, daha sonra gelirler. Bu beş suç şunlardır: Birincisi uyumsuz ve asi bir tabiatla birlikte gözü peklik; İkincisi aşağı bir hayat tarzıyla birlikte inatçılık; Üçüncüsü çenesinin kuvvetli olmasıyla birlikte yalancılık; Dördüncüsü herkesin ayıbını, kusurunu aklında tutmakla birlikte herkesle dost geçinmek; Beşincisi hak ve adalet duygusu olmamakla birlikte yaptığı haksızlıkları süslü ve parlak gerekçeler arkasına gizlemek."

Neyi yaparsak yapalım sanırım bu tanımlamaları unutmamak lazım.

Haksız mı sizce Konfüçyus?

Şimdi almış bilgeden iki satırı, dayıyor önümüze demeyin.

Önünüze onca şeyi dayayanların aksine benimki ne ki…

Alt tarafı fikir...

Ama bu bakış açısını, fikri her kesime, her alana yayabiliriz.

Radikalleşebilirsek… Etkin, anında kararlar alabilirsek…

Aman ha.

Bunu aykırılaşmak gibi algılamayın.

Silkinmek, kendine gelmek, klasik şablonundan sıyrılmak…

Birden 'hadi' diyebilmek. Sürükleyebilmektir. İrkilmek ve dirilmektir.

Siyasetin, sosyal yaşamın inceliklerini yakalamış, hayatı paylaşan bir toplumla çok şeyi yapabiliriz.

Orada duruyor. Uzakta değil adına 'toplum' dediğimiz… Marifet dokunabilmekte...

Yumurtaların hepsini aynı sepete koyarsak sonra neden kırıldığına şaşmayalım...

Ülke siyasetinin işte, geneline bakıldığında burada tıkanıyor.

Çünkü markalaşamıyor siyaset.

Markayı onun bunun arka bahçesinden otlanmak sanıyor.

Kendi açmazında boğuştukça önümüze çıkan modellerde dengelerimizi bozabiliyor.

Bir ürüne isim koyarak hemen markalaşamıyorsunuz, marka olamıyorsunuz.

Ona duygu, hikaye, farklılık ve itibar yükleyebilirseniz marka yaratabiliyorsunuz.

Siyaset gibi bir ürünün niye piyasa değeri yok?

Nerede tıkanıyor?

Egoda…

Ve itibarsızlaştırılan kimlikte…

Kimse önüne malum gerçeğini koymuyor.

İnsanın egosu için basit olan bir meydan okuma değildir; zor olandır meydan okuma; imkânsız olan gerçekten büyük bir meydan okumadır. Ama bunun için de o meydanda olman gerekli…

Ve insan hiç karmaşıklığa ihtiyaç dahi olmayan yerlerde, onun sayesinde egosunu büyütmeye ve güçlendirmeye devam edebileceği gibi basit bir neden yüzünden karmaşıklığı seçmiştir.

Politikada, dinde, toplumda, her yerde giderek daha çok ve daha çok önemli hale gelmeye devam eder.

Farkındasınız değil mi?

Çok gerildik…

Kıskançlıklar, egolar bizi bir adım öteye götürmüyor.

Sadece yaşanan bunca şeylerin faturasını yarın kim nasıl ödeyecek?

Onu merak ediyorum.

Hadi biraz da olsa, alın artık şu gazımızı…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR