Ey egosu boyundan büyük insan,
Bir gün ölüp toprak olacaksın...
Bir tohum filizlenecek ot olacaksın,
Bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın...
Yani hep aynı kalacaksın...
Ne anlamlı değil mi sözleri..
Gerçi kimse sözün anlamında değil.
Herkes günün hesabında.
Oysa dün ve bugünkü ayna arasındaki fark ne?
Mal aynı mal..
Ancak yükü farklı.
İçi boş, dışı boş, ruhu bomboş. Yüke bak anasını satayım, koca bir boşluk.
Şimdi ne geveliyorsun diyeceksiniz...
Ne zamandır şu medyaya dair bir kaç satır karalayayım diyordum.
Ama zaten onlar birbirini karalamaktan bir türlü aklanamıyor.
Sabah erken kalkanın sektörün içinde oldğu..
Merdivanaltı medya kültürünün amuda kalktığı...
Sonradan olma bir yığınının cirit attığı..
Yandaşıyla, candaşıyla, ilik açan düğme ilikleyeninin pirim yaptığı şablonun açılımı sadece traji koMEDYA bana göre.
Hatta bu şablonların içinden çıkıp bugün sağa sola akıl vermelerine de bayılıyorum.
Oysa...
Dün neydiler de bugün olsunlar.
Valla isteyen üzerine alınabilir...
Ortalık trolden geçilmezken..
Biri 'hayır'ını açıkladığında hain oluyor, diğeri 'evet' dediğinde kahraman.
Ya da tam tersi, roller değişiyor.
Peki kime kaldı bu hainlik ya da kahramanlık.
Hele ki medya bu ortamda şoven ötesi.
Ankara ofisleri döneme ayak uyduruyor.
Köşelere hükümete yakın, ekranlara eski (yoldan) dönmeler monte ediliyor.
Siyaset te bunu yutuyor öyle mi?
Toplumsal güvense şu an sıfır medyada.
Hiç bir itibarı kalmadı.
Ülkenin en babası 80 milyonluk ülkede 400-500 bini zor satarken kime neyin güveni..
Geçen bir sohbet ortamında eski bir meslektaş 'bulunduğum yerde artık gazeteciyim'demiyorum dediğinde kendimi kötü hissettim.
Haklıydı çünkü!
Dese ne olacak.
Nereye gitseniz, hangi toplantıda bulunsanız koltuk altına, çantalara sıkıştırılmış copy-paste yayınlarıyla ön safları tutan bir yığın çakmayla karşılaşıyorsunuz.
Oysa partiler, kamu kurumları vs, vs, vs derli toplu bir akreditasyon yapsalar..
Ama olmuyor.. Herkes birbirini kullandığından 'küçük olsun benim olsun' mantığımdan kurtulmadığından bugün geldiğimiz noktada mesleğin dibi.
Editoryal mutfaklar Allaha emanet.
Ekranlar sponsorunu bulanlara açık.
Peki nerede içerik, sorgulayan programlar...
Sağa sola uğradığımda gördüğüm egosu tavan yapmış bir yığın insan...
Yönetenlerin fotoğraf karelerinde cirit atan, dönemsel ince hesaplarda.
Süreç ve yaşananlar, siyasatteki sancı, sistemden beslenenlerle birlikte işte bu kaotik medya ortamını da yarattı.
Teknoloji ilerledi ama geri kalan her şey ucuzladı. Hele ki insan kaynağı.
Yine de bir umut sahada görev yapan mesleğin en emektarları var.
Muhabirler.
Her ne kadar yerlerine insan yetişmese de..
Köşelerse... 'istemem yerim dar'... olmadı 'cebim dar' modunda.
Oysa, yazmak, çizmek, anlatmak bu denli ucuz olmamalıydı... Teslim olmamalıydı.
Klavuzu karga olanın diyeceğim...
Bu sefer sürecin ve sistemin akıl hocaları üstlerine alınacak...
En iyisi biz susup izlemeye devam edelim...
Sonra söyleyecek bir şeyler buluruz.
En kötüsü 'ben hıyarım' derim...
Bir gün böyle söylediğimde langoruzun biri 'acaba bu adam eşcinsel mi?"yorumunu yapmıştı.
Eline her hıyarı alan kendince bir hayal kuruyorsa bilemem ama....
Hıyarın faydalarını da yarın anlatırım artık...
Bugüne dair sözün özeti şu.
Meslek örgütlerinin çatı kuruluşu Gazeteciler Cemiyeti'nin öncülüğünde artık bir ruhsat süreci başlamalı. Sadece sarı basın kartı da yetmez. Nasıl ben ruhsatım, ehliyetim yoksa avukatlık-doktorluk yapamıyorsam bu sektörde de acilen gerekli.