Tam yazıya başlayacağım..
İçimde garip bir duygu...
Hani yazıyor, çiziyor anlatıyoruz ya...
Yok anacım, kazın ayağı hiçte öyle değil.
Sen ne dersen de...
İki tezat arasında sıkışıyoruz...
Evet ve hayırlar..
İyi ve kötüler...
Biri ve diğeri arasında..
Peki kim doğru söylüyor...
Kime inanacağız..
Ne dersen de nasılsa herkes bildiğini okuyor.
İittifakta..
İlkelerde.
Afrin'de, Rusya'da, Suriye'de, ABD' de, Avrupa'da..
İç borçta, dış borçta, cari açıkta..
Özelleşirken,güzelleşirken...
Yine takıldık de'lerin da'ların kuyruğuna gidiyoruz baksanıza.
Ama net bir şey var..
Biri yalan söylüyor...
Peki nedir gerçek?
Yalandan ibaret olmayan mı?
Kimin neye inandığı yada sizin nelere inanmak istediğiniz mi?
Yorulmadık mı oynamaktan?
Şu toplumla oynaşmaktan.
Bıkmadınız mı önümüze her gün yeni hikayeler koymaktan.
Sürekli yeni kahraman ve senaryolarla kurşun askercilikten.
Birilerinin ucuz kahramanı olmaktan.
Şoven şovalyecilikten.
Hadi herkes biraz kendisi olsunda asıl toplum yazsın bundan sonra ki senaryoyu.
Bırakalım ilik açıp düğme dikmeyi.
Her güne yeni sesler üretmeyi.
Ama.. Alışkanlık işte tüketemiyoruz ki yalanı.
Dolan ve dalavere yine sırada bekliyor.
Aslında geri planda yapılmaya çalışanların hepsini üst üste koyduğunuzda Hitler döneminin o meşhur bakanı Goebbels’ in söyledikleri akıllarda..
“Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkar”
Psikolojik cahillik yaşarken nasılsa önümüze konanı yiyoruz..
Ana mönü her daim derin dezenformasyon..