<p><span>İznik kentinin kuruluşu Hellenistik Çağ'a rastlamaktadır. Ancak günümüze, kent planının Hellenistik özellikler taşımasının ötesinde pek fazla iz kalmamıştır. Kent planı, birbirini dik olarak kesen iki büyük cadde ve bu caddelerin surlarla birleştiği yerlerde açılan kapılar biçiminde oluşmuştur. Ne var ki, günümüzde Hellenistik Çağ'da kenti çevrelemekte olan surlardan eser kalmamıştır.</span><br /><span>Bugünkü İznik surları "Geç Roma Çağı" ile tarihlendirilmektedir. Surlarda genellikle üç döneme rastlanmaktadır:</span><br /><span>1- Antik Çağ sonu, İS 258-268 yılları.</span><br /><span>2- IS 368 tarihinde meydana gelen büyük deprem sonrasına ait sur yapıları (bu depremden sonra surlar yükseltilmiş, her iki kule arasına ayrıca birer kule eklenmiştir).</span><br /><span>3- 1204 yılında İstanbul'un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kumlan İznik Rum Devleti dönemi (bu devletin kurucusu Theodor Laskaris I döneminde şutlardaki burçlar 2.5 metre dolayında yükseltildi; asıl surların 13 - 16 metre ilerisine 1.60-2.00 metre kalınlığında ön surlar yapıldı).</span><br /><br /><span>Genel özellikler</span><br /><span>Kenti çevreleyen surlar 4.970 metre uzunluğundadır. Depremler ve kente karşı düzenlenen çeşitli saldırılar dolayısıyla, surlar zaman zaman harap olmuş; yeniden yapılmış ya da onarımlar görmüştür. Örneğin İS 259 yılındaki Got saldırıları sırasında, surlar önemli ölçüde hasar görmüşlerdi. Çeşitli onarımların sonuncusu, İznik Rum Devleti döneminde 1222 yılında yapılmıştır.</span><br /><span>Surların yüksekliği 10-13 metre arasında değişmektedir. Yuvarlak veya kare biçimli 114 burcu bulunmaktadır. Çeşitli onarımlar sonucunda, İstanbul surlarında olduğu gibi, bii" asıl duvar, onun önünde ikinci bir duvar ve en önde de savunma hendeği sırasıyla kademelenmiştir. Burçların arası güney ve doğu kesiminde 10-25 metre, göl kıyısı boyunca ise 60 metredir.</span><br /><span>Surlar Osmanlılar döneminde de çeşitli onarımlar görmüşse de, bunlar iz bırakan değişiklikler getirmemiştir.</span><br /><br /><span>Kale kapıları</span><br /><span>Kale kapılarıyla ilgili bilgiler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:</span><br /><span>I.efke Kapısı: Kentin doğu ucunda yer alan bu kapı, İstanbul Kapısı ile büyük benzerlik gösterir. Aynı tarihlerde yapılmış olmaları olasılığı güçlü görülmekte, ancak her iki kapı için de kesin bir tarih belirlenememektedir. Büyük olasılıkla önceden avlu halinde iken Bizans devrinde eklenen yapılarla avlu kapatılmış ve bugün gördüğümüz koridor şeklinde yol olmuştur.</span><br /><span>Kente dışarıdan girişte: İki silindirik kulenin arasında kalın mermer sütunların oluşturduğu üst silmesi ağaçtan olan dikdörtgen kapı yer alır. Kapı üzerindeki kemerin içi örülmüştür. Kapı ile kuleler arasında duvarlara birer stel parçası yerleştirilmiştir. Ayrıca kapının sol tarafında devşirme, yüksek kabartma görünümü veren bir friz vardır. Üzerinde bulunan insan figürleri çok sıkışık olarak gösterilmiştir.</span><br /><span>gözetimi ve yönetimi altında yaptırmıştır"Roma İmparatoru Hadrianus (salt. 117-138) tarafından yaptırılan orta kapı İstanbul Kapısı'nda olduğu gibi Roma zafer takı biçimindedir. Kapının iki yanında birer açıklık ve bunların üzerlerinde nişler vardır. Bu nişlerden kent tarafından bakılınca sağ taraftaki kemerin içinde bir haç; sol taraftakinin içinde ise kucağında çocuk İsa ile ayakta duran Meryem'in fresko olarak betimlendiği görülür. Orta kapı kemeri üzerinde içte ve dışta birer yazıt vardır. İç tarafındakinde "Bu surları imparatorluk hanedanı ve İmparator Hadrianus adına ünlü İznik metropolü Cassius Chrestus'un yazmaktadır. Dış tarafındaki: "İlahi traianus'un torunu ilahi Hadıianus'un oğlu muhteşem İmparator Ceasar Titus aelius Hadrhınus adına tribün iktidarının senesinde imparatorluk hazinesinden gönderilen</span><br /><span>paralar ile kent halkı bu yapıyı yaptırmıştır" yazmaktadır. Kent tarafından düzgün kesme taşlardan üzeri tuğla kemerli bir geçit yer almakta olup, sağ tarafında moloz taş ve tuğla şifalarından bir kule vardır.</span><br /><br /><span>istanbul Kapısı: Kentin kuzeyinde yer alan İstanbul Kapısı, aynı eksen üzerinde bulunan üç ayrı kapıdan oluşmuştur. Kente dışarıdan girişte esas sura ait olan kapı ile en içteki kapı arasında oval bir avlu bulunur.</span><br /><span>Dışarıdan girişteki ilk kapı ön sura ait olup, iki yanında yarım silindirik kapı kuleleri vardır. Bu kulelerin zemini bir sıra moloz taş, iki sıra tuğla, üst kısımları ise tamamen tuğla ve kırmızı renkli bir harç ile inşa edilmiş olup, üç yönde üçer pencereleri vardır. Kapı, kuleleri birleştiren dikdörtgen şuran tam ortasında yer alır; söveleri, granit sütunlardan oluşturulmuş, üzerine de bir granit sütun yerleştirilmiştir. Bu sövelerin üzerinde yer alan büyük kemer, aslında köşe duvarları üzerine oturmakta olup, söve ile kenar arasındaki boşluk doldurularak kapatılmış bulunmaktadır. Silme görevi gören üstteki sütunu, uçtan köşe duvarlarından dışarı doğru çıkıntı yapan konsollarla desteklenmiştir. Kapı sövesinin solunda duvara gömülmüş bir stel parçası vardır.</span><br /><span>İkinci kısmı oluşturan esas sura ait kapı kuleleri alt kısımlar hariç tamamen tuğladır. İki kulenin arasında yer alan kapı Hadrianus tarafından yaptırılmıştır. Sonraları İmparator Claudius (salt. 268-270) zamanında da zafer takını andıran bu kapının iki yanına eklenen iki kule ile oval avlu onarılmış ve iç kapı da yenilenmiştir. Hellenistik devre ait olduğunu ileri sürenler de vardır. Oltada yuvarlak kemerli büyük açıklık ile bunun iki yanında, şimdi toprak seviyesinin altında kalmış olan iki dikdörtgen açıklıktan meydana gelmiş olan kapı, tamamen Roma devri özelliği olan düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Orta açıklığın kenar kontum yüzeyden dışarı doğru taşkındır. Esas açıklığın yanındaki dikdörtgen söveler ve bu sövelerin üzerindeki tek parça niş kemerinde de böyle bir taşkınlık vardır. Yan açıklıkların üzerinde her iki tarafta da bulunan nişlerin içinde olasılıkla heykellerin bulunmaktaydı. Ortadaki büyük kemerin üzerindeki profilli korniş ile üst kısımda bulunan kenarları dişli silmenin arasında boydan boya uzanan bir yazıt şeridinin varlığı bilinmekte ise de, bugün sadece harflerin çakıldığı çivilerin yeri kalmıştır. Bu ikinci kapının yanında bulunan esas sura ait kuleler üstte ikinci katı oluşaırmaktadır. Bunlarda, kubbeli birer hücre bulunmaktadır.</span><br /><span>Kapının üzeri, içte ve dışta olmak üzere kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Dıştaki kemerin alt kısmının içi tuğla ile örülmüş, üstteki kemerin içi ise boş bırakılmış ve yanına iki yuvarlak tuğla kemerli niş açılmıştır. Bu iki kemerle aığ-la duvarlar ve zemin kısmı hariç tutulacak olursa, kulelerin üst kısımları XIII. yüzyılda İznik Rum Devleti zamanında yapılmıştır.</span><br /><span>Avlunun sonunda düzgün kesme taşlardan yapılmış üçüncü bir kapı vardır. Bu kapı söveleri üzerinde yüzleri dışarı dönük iki meduza başı görülür. Bunlar kenti kötü ruhların etkisinden korumak için konulmuşlardır.</span><br /><span>Göl Kapısı: Kentin batısındadır. Lefke Kapısından devam eden ana caddenin sonunda, Göl Kapısı bulunmakla beraber, bugün bu kapıdan hiçbir iz yoktur. Sağ tarafındaki kulenin yarısı ayakta, sol taraftakinin ise sadece temeli bellidir. Bu kısmın görünüşü daha çok sur duvarlarının yıkılması ile meydana gelmiş açıklık biçimindedir. Kapı kulesi olarak bilinen kulenin dış kaplaması 32 X 30 X 3 santimetre tuğlalardan, iç kısmı ise Horasan harcı ve birbiri üzerine yığılmış moloz taşlardan meydana gelmiştir.</span><br /><span>Surların iç yüzeyinde duvarlar 1. 80 metre ilk moloz taş duvarlar arası dört sıra tuğla hatıllıdır. Kaynaklara göre 4. 95 metre. uzunluğunda ve 0.90 metre yüksekliğindeki bir arşitrav üzerinde aşağıdaki yazıtın bulunduğu bilinir. "Dindar, bahtiyar ve muhteşem imparator, prokonsül büyük rahip, konsül, vatan babası Caesar Marcus Aurellus Cladius tribün iktidannın ikinci yılında şöluetli elçi ve imparatorun varisi Vellius Macrinus, ile şöhretli hukukçu Sallius Antonius'un gözetimi altında ünlü İznik kentinin surlarını (onartmıştır)."</span><br /><span>Güney Göl Kapısı: Surların güneybatı kısmında, yayınların hiçbirinde detaylı olarak anlatılmamış, hatta esas kapı olarak da¬hi sözü edilmeyen Güney Göl Kapısı yer alır. Kapının önünde bulunması gereken ön sur duvarları yı-kıldığından kapı tek açıklık olarak kalmıştır. Esas sura ait olan kapının iki yanında çok büyük ölçüde yapılmış iki ve üç katlı kuleler görülür. Diğer kapılarda olduğu gibi Güney Göl Kapısı'nda da iki kuleyi birleştiren dört köşe tuğla duvarın ortasında kemerli kapı bulunur. Kapının alt bölümü orijinal hali ile günümüze gelmiş, Roma dönemine ait düzgün kesme taştandır. Üst bölüm ve kemer Bizans döneminde yapılmış olup, tuğladandır. Alt kısımlarının Roma döneminden kalmış olduğu düşünülecek olursa, bu kapının aynı döneme ait olan bir saray ya da iskeleye açıldığı düşünülebilir.</span><br /><span>Kapının iki yanındaki kulelerden bir tanesi yuvarlak, diğeri köşelidir. Sağ taraftaki kulenin altından dehliz biçiminde esas kapının önüne açı¬lan bir kapı vardır. Ayrıca bu kulenin üzerinde üçüncü bir kat olarak düşünülebilen bir bölüm daha görülmektedir. Kulelerin içinde üst katlara çıkmaya yarayan merdivenler vardır.</span><br /><span>Yenişehir Kapısı: Savaşlarda en çok sal¬dırıya uğrayan kapı, surların güney yaka¬sındaki Yenişehir Kapısı'dır. Bu kapı Roma İmparatoru Claudius II (salt. 268-270) ta¬rafından yaptırılmıştır. Bizans İmparatorlu-ğu'nda feodallerin önderi olarak savaşan Aleksios I. Komnenos (salt. 1081-1118), kent kendisine teslim edildikten sonra bu kapıdan içeriye girmiştir.</span><br /><br /><span>Evliya Çelebi'de İznik Surları</span><br /><span>Evliya Çelebi Seyahatnâme'sinde "iznik kalesi şekilleri" ara başlığı altında, surlarla ilgili şu bilgileri aktarır:</span><br /><span>"Gölün kenarında düz ve geniş bir sahrada dört köşe tuğla binadır. Her tuğlası onar okka gelir, horasan, kerpiç ve cebsin (?) ile yapılmıştır.</span><br /><span>Duvarlarının yüksekliği kırk zira' ve eni yedi arşındır. Birbirine yakın üçyüz altmış altı kaledir. Bunlar zamanla harap olmuştur. Etrafındaki hendeği toprak ve kumla doludur.</span><br /><span>Etrafı altı bin germe adımdır. Dört köşesinde döıt kapısı vardır. Göl kenarı kapısı batıya bakar. Göl de kalenin batı tarafındadır. Kıbleye bakan Yenişehir kapısı vardır. Kale duvarına sarmaşık sarılmıştır. Dışarısında asla imaret yoktur. Kale içinde onsekiz mahalle ve bin adet kiremitli, bağlı bahçeli, altlı üstlü, mâmur evleri vardır ki, kalenin kıble tarafına düşer. Kalenin doğusunda nice bin ev harabeleri, bağlar, bahçeler, zeytin, ceviz ağaçları, sınırları bilinmeyen cami meydanları vardır (Çelebi, öteki kapıları Seyahatnâmesi'ne almamış).</span><br /><span>Asıl şehir yiımialtı mihraptır. En meşhurları Orhan Gazi camiidir. Kiliseden camiye çevrilmiş, kurşunla örtülü bir büyük mabettir (Ayasoryıı kilise/camisi). Çarşı içinde olduğundan kalabalık cemaati vardır. Bir minarelidir. Fakat sonradan yandığından, Süleyman Han, Mimar Sinan a tamir ettirmiştir."</span></p>