<div><strong>Özgür Özel'in açıklamalarından satır başları:</strong></div> <div>"Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde Çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca ve şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler.</div> <div>Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında bir 6 Şubat - 7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız, ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapma, Nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri söylemedikleri, yaptıkları yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Ve Hatay’ın değerli 3 milletvekilimiz, il örgütümüz Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler.</div> <div>Dedik hava soğuk, dediler olsun. Yağmur varmış, dediler olsun. Mutlaka Genel Başkanımızı, doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingde olması lazım. Biz de kalktık geçtiğimiz Cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu; Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş, tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş, kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın, bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu.</div> <div>Maalesef tatsız bir konu, çok yakıcı bir konu daha. Yarın Kartalkaya’da içimize düşen acının 1. yılı dolacak. Kartalkaya’da 36’sı çocuk 78 kişi feci şekilde yanarak hayatını kaybetti. O günden bugüne hepimizin yüreği yanmaya devam ediyor ama hiç şüphesiz adalet bekleyen ailelerin yüreği yanıyor. Kayıplara bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyoruz. Tabii bu bir kaza değil, denetimsizlik ve ihmalin ağır bir sonucu. Giden canların hesabının sorulması, bir daha aynı acıların yaşanmaması için tam olarak adaletin tesis edilmesi gerekiyor.</div> <div><strong> KARTALKAYA FACİASININ ÜZERİNDEN 1 YIL GEÇTİ...</strong></div> <div>Bir yıl boyunca bu konuda samimiyetle uğraştık, takip ettik, takip etmeye de devam ediyoruz. Ancak biliyorsunuz ki ilk önce mahkeme Bolu’dan, Bolu’yu bilen, işini bilen 7 bilirkişiden oluşan bir bilirkişi heyeti hazırladı. Bunlara 3 gün süre verdiler. Bilirkişi heyeti göreve başlarken fotoğraflarla başladı, tutanaklarla görev yaptı, en sonunda raporunu yazdı.</div> <div>Doğrudan, öyle olduğu gibi, kapısında bu kadar yazdığı gibi, kanunlarda fasikül fasikül yazdığı gibi sorumluluğun Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda olduğu yazıyordu. Bilirkişi raporunu teslim almadılar arkadaşlar. Ankara'dan telefonlar geldi. O raporu geri alın. Ee? Kültür Bakanlığı'nı çizin. Ee? Yerine Bolu Belediyesi yazın.</div> <div>Bunun üzerine o 7 bilirkişi bunu yapamayacaklarını, kanunun açık olduğunu söyledi. Önce bilirkişiye korsan dediler. Daha sonra ilave atadık dediler. Sonra eski bilirkişinin raporunu görmezden gelip, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden seçtikleri bir bilirkişiye yazdırdılar, oraya birtakım ilaveler çıkarmalar... Sonra da Kültür Bakanlığı'ndan, Kültür Bakanlığı Kültür Turizm Bakanlığı yetkililerine soruşturma iznini vermediler.</div> <div>Geçen gün diyor ki biri; 'Verildi'. Şöyle verildi arkadaşlar; Bakan vermedi, direndi. Mahkemeye gidildi. Mahkeme kararıyla bakanlığın soruşturma izni vermeme kararı İdare Mahkemesi'nde, Danıştay'da bozuldu; ondan sonra bu kişiler yargılanmaya başladılar.</div> <div>Geçmişte yaşanan acılardan bugüne döndüğümüzde, memleketin her köşesinde, toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Kar kış demeden çalışan motokurye kardeşlerimiz var. Ve bu motokuryeler herhalde, tabii pandemiyle birlikte 10 yıl sonra ulaşılacak rakamlara erken ulaşıldı. Ve uzaktan sipariş ve motokurye ile ulaştırma işi Türkiye'deki işsizlik ortamında bir önemli istihdam alanına dönüştü.</div> <div>Öyle ki, öyle bir memleketiz; Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan öğretmenden çoğu üç harfli marketlerde çalışıyor. Her alandaki üniversite mezunu, bazen de üniversite öğrencisi okuyabilmek için, geçinebilmek için motokuryelik yapıyorlar. Ve bu motokuryeler çok büyük haksızlıklarla muhatap.</div> <div>En başta; alıyor adamı çalıştırıyor. Performans kriteri koyuyor. Yapay zeka ile güzergah belirliyor. Günde 40 paketi ışık hızıyla teslim etmezsen şuradan keserim, buradan yaparım... Yani adeta onları bilgisayar desteğiyle ölüme yolluyorlar. Bazen onlara kızıyoruz trafikteki tehlikeli hareketlerinden dolayı ama bütün sistem algoritmalar.</div> <div><strong>"MOTOKURYENİN HAKKINI YİYEN BABAMIN OĞLU OLSA BOYKOTU YER" </strong></div> <div>Bir motokuryenin yapabileceğinden iki kat, üç kat fazla iş istiyorlar. Sonra da şöyle diyorlar: 'Sen benim çalışanım değilsin ha. Sen esnafsın. Bağ-Kur'unu kendin ödeyeceksin.' Yani şimdiki deyimle SGK primini. 'Motorun bakımını sen yapacaksın, kaskını sen alacaksın. Kaza yaparsan mesul olan sensin. Hastaneye düşersen SGK baktırırsa olur gerisine ben karışmam. Sen esnaf kuryesin' diyor. Ve inanılmaz bir emek sömürüsü ve güvencesizlik var.</div> <div>Bu arkadaşların önemli bir kısmı, bir şirket üzerinden uğradıkları haksızlık için eyleme gittiler 3 gündür, bugün eylemin 3. günündeler. Normalde bu eyleme sipariş vermeme desteği yapacaktık. Sonra bir hesap yaptık. Dedik ki; bu hizmet aksamazsa bu firma 3 günlük ciro kaybına razı olur. Motokuryenin varlığının önemi görünsün diye, bir fikir de motokuryelerin hakkını yiyenlere bir boykot yapalım diye var.</div> <div>Şimdi motokuryelerin 5 tane talebi var:</div> <div>Paket başına ödenen ücret şeffaf, öngörülebilir ve sabit bir yapıya kavuşturulsun.</div> <div>Teşvik sistemlerinin erişilebilir, adil ve objektif kriterleri olsun.</div> <div>Mesafe bazlı ücretlendirmeden, gerçek yakıt, bakım ve zaman maliyetleri dikkate alınarak yeni bir ücretlendirme sistemine geçilsin.</div> <div>Olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı olsun. Kar yağıyor, valilik yasaklıyor ya, moto kurye o gün para almıyor. Yani valiliğin yasağı moto kuryenin maaşından gidiyor.</div> <div>İş sağlığı ve güvenliği önlemleri uygulansın. Kurye temsilcilerinin çalışma koşullarını ilgilendiren karar alma süreçlerine doğrudan dahil edilsin. Yani kuryelerin seçtikleri temsilciler dahil edilsin.</div> <div>O firmaya söylüyoruz; bu 3 gün boyunca boykot, bu 3 gün boyunca eylem yapıldı. Sonra bu taleplerle masaya oturulacak. Bu talepleri yerine getirirsen getirirsin. Getirmezsen, vallahi senin en kuvvetli müşterin bizleriz. Bizim sözümüze kıymet verenlerdir. Kafamızı bozma, senin karşında motokuryenin arkasında dururuz. Net söylüyorum. Sonra o geçen boykot gibi, bana; 'Aslında şu firmanın babası da CHP'liydi, bilmem kim milletvekilinin torunuydu eskiden, sen boykot ediyorsun ama...' Valla hiç gelmeyin. Motokuryenin hakkını yiyen babamın oğlu olsa boykotu yer. Açık söylüyorum" dedi.</div> <h3>https://www.turkhaber.com/haber/bakan-fidan-turkiye-deas-ile-mucadelede-her-zaman-icin-on-saflarda-yer-almistir-4132110.html</h3> <div></div> <div></div> <div></div>