Devlet Bahçeli: Petrol kokusu alan Amerikan emperyalizmi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında konuştu

Devlet Bahçeli: Petrol kokusu alan Amerikan emperyalizmi

İşte Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkan satır başları;

Değerli dava arkadaşlarım, muhterem hanımefendiler, beyefendiler,
basınımızın değerli temsilcileri, inişleriyle çıkışlarıyla, dünyanın çivisini çıkaran pek çok olayın sahnelenmesiyle insanlığın ortak hafızasına kazınan 21’inci yüzyılın ilk çeyreği artık geride kalmıştır. Bugün aynı zamanda büyük umutlarla kapısından girdiğimiz, sayfalarını ileriye doğru çevirmeye başladığımız 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğinin ilk grup toplantısını da gerçekleştiriyoruz.

Bu tarihi eşikten geleceğin ufkunu güçlenmiş ve güncellenmiş taptaze irade haysiyetimizle kavrıyor ve kuşatıyoruz.
Konuşmamın başında muteber ve müstesna heyetinizi kemali hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Rabbim’den hepinize kolaylıklar ve başarılar niyaz ediyorum.

"SÜPER GÜÇ TÜRKİYE'Yİ İNŞA ETMELİYİZ"

Her zaman olduğu gibi; gözü ve kulağı bizde olan, dualarında devamlı bizleri hatırlayan, üç hilali yüreğinin gönderinde sallayan, televizyon ekranları, sosyal medya platformları ve radyo kanalları vasıtasıyla yurt içinden ve yurt dışından bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza, aynı tarih kulvarında ortak hatıralarımızın, inanç ve kültür bağlarımızın derinlere nüfuz eden miras ve emanetini taşıyan, daha mühimi kardeşliğin meşalesiyle aydınlanan gönül ve kültür coğrafyalarımızın vefakar ve fedakar insanlarına şükranlarımı sunuyorum.

En başta toplantımıza teşrif eden sizlerin, bununla mündemiç büyük Türk milletinin, Türk-İslam aleminin; barış, huzur ve refah susuzluğundan mütevellit yaşama enerjisi gittikçe tükenen insanlık ailesinin yeni miladi yılını kutluyorum. Timur’un Anadolu’da dört nala ilerleyiş kaydedip hakimiyet alanlarını genişlettiği dönemde, Yıldırım Bayezid’in bir çoban kavalının yanık sesinden esinlenerek şunları söylediği rivayet edilmektedir: “Çal bre çoban çal! Ne canın yandı ne ciğerin dağlandı! Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?”

Bütüncül zaman telakkisiyle ifade ve iddia edebilirim ki, bu topraklar üzerinde görülen ve gösterime sokulan felaketlerden zaferlere kadar her ne yaşanmışsa maşeri vicdanda mahfuz ve mazbuttur. Tarihin acıklı kıvrım noktalarında canımız yansa da, ciğerimiz dağlansa da, felaketler tıpkı arı kolonisi gibi oğul verse de, milli varlığımızın ve muazzez vakarımızın minnetsiz muhafazası üstün azim ve cesaretle sağlanmıştır. Yeni yüzyılın zorlu etaplarını birer birer geçerek, geçmişin çağrısını geleceğin çehresiyle birleştirmek, ecdadımızın hükmünü evlatlarımızın haysiyet ve hürriyetiyle örtüştürmek müşterek gaye olarak önümüzdedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu gayenin her yönüyle şuurundadır. Cumhur İttifakı bu gayenin icra ve ifa amacındadır.
21’inci yüzyılın ikinci çeyreğini Türkiye ve Türk milletinin lehine çevirmek mümkündür, bu istikametin rotasında kararlı adımların birbirini dengeli şekilde takip ve temini asıl olmalıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılının bereket vadisinde muazzam gelişmelere imza atmak, ülkemizi ve milletimizi hayal ve hedeflerimizin mutena sınırlarına taşımak elimizde ve imkanlarımız içindedir.
21’inci yüzyılın ikinci çeyreği bizi 2053’e, yani İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümüne götürecektir.

Bu tarihteki ulaşılabilir stratejik hedefimiz bugün atacağımız güçlü temellerle Süper Güç Türkiye’yi inşa etmek olmalıdır.
Ayakları yere basan, analitik ve gerçekçi bir fikrin tezekkürüyle diyebilirim ki, yeni yüzyıl süper güçle taçlanmış bir Türkiye’ye gebedir. Bu kutlu doğumun gerçekleşmesi Türk milleti mucizesinin beşeriyeti sarmasına yol açacak; adalet, ahlakiyet, insaniyet, merhamet, cesaret, hakkaniyet, fazilet, medeni kuvvet merkeziyetinden dünyanın saygı ve hayranlığı da kazanılmış olacaktır.

Söz konusu uzun soluklu süreç sancılı olabilir. Ağır sorun ve sıkıntıların gölgesi de üzerimize düşebilir. Velakin iman varsa imkan vardır diyerek, insan varsa eşrefi mahlukatın bacası tütüyor diyerek, zirveler kartalsız, coğrafyalar Bozkurtsuz, gönüller kızılelmasız olmaz diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz, elhak muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.

"SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’NİN ENGELLENMESİ DİYE BİR ŞEY SÖZ KONUSU OLAMAYACAKTIR"

Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış; ekonomik büyüme, sosyal gelişme, milli bütünleşme mihverinde zincirlerini parçalamış kalkınma ve gelişme dinamiklerini eşzamanlı hayata geçirmiş milli ekonomimizle; kutuplaşmayı törpüleyip kucaklaşmayı takviye ve teşvik eden, ahlaki temizlikle çerçevesi çizilen köklü siyasal ve demokrasi kültürümüzle, asırlara sari olmasının yanında kudret ve kifayetle harcı karılan, felsefesiyle, teamülüyle, gelenekleriyle, hepsinin öncesinde ise hukuki vasfı ve hükümran mazisiyle dünya çapında muharrik ve müteyakkız farkla sivrilen Türk devlet ve yönetim müktesebatımızla,
Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim diyen şerefli millet fertlerinden mürekkep büyük Türk milletiyle, sanayiden tarıma, turizmden doğal kaynaklara, eğitimden sanata, enerjiden ulaştırmaya, dev bir potansiyel olan Türk gençliğinden çevremizde billurlaşıp istikrar, güven, gelecek, kardeşlik, barış, zenginlik ve huzur vadeden Türk Kuşağı’yla, önü alınan değil ön alan ve öncü olan, dar seçeneklere sıkışıp kalan değil devamlı seçenek üretip hamle üstünlüğü kazanan, durgunluk yerine vızır vızır hareket içinde seyreden, donmak yerine akışta demetlenen, arabulucu ve yatıştırıcı özellikleriyle ihtilaflı tarafları buluşturabilen, dahası bir masa etrafında toplayabilen yeni yüzyıl diplomatik vaziyet ve vizyonumuzla, savunma sanayinde altın çağımızla birlikte; sabrın ve şükrün kümesinde inançla değer üreten, Türk markalarını dünyanın her yerine götüren, ekmeği büyüten, erdemi teşmil eden, yeni nesil teknolojik atılımları kendi sahalarına uyarlayabilen müteşebbis ve iş insanlarımızla, caydırıcılığı, kahramanlığı, inancı, vatan sevgisi ve mücadele kabiliyeti destansı seviyede bulunan asker ve polisimizle; nihayet terörü hayatımızdan sürüp çıkaran Terörsüz Türkiye hedefinin adım adım gerçekleşmesiyle, biliniz ki, başaramayacağımız bir şey yoktur, yapamayacağımız bir şey yoktur, süper güç Türkiye’nin engellenmesi diye bir şey de söz konusu olamayacaktır.

Uyumayacağız, uyuyup rehavete kapılmamızı bekleyenlere fırsat vermeyeceğiz. Uyuşuk kalmayacağız, punduna getirip, tuzağa düşmemizi planlayıp zaaf anımızı, zayıf hatlarımızı ve yumuşak karnımızı kollayanlara dipdiri duruş göstereceğiz ve boyun eğmeyeceğiz.

Cırcır böceği gibi ötenler, kelebeğin ömrüne özenenler, daha ötesi sürünerek yaşamayı meslek edinenler, köfteden kahramanlık taslayıp yağmadan pay kapma hesabında olan akıl ve zeka özürlüsü gafil ve garabet yuvaları, huzur ve kardeşlik muhalifi serseri tabiatlılar, size sesleniyorum, sizler uyumaya devam edebilirsiniz, ama biz asla uyumayacağız, devamlı uyanık ve zinde kalacağız. Çünkü tehdit büyük, yaygın, yoğun ve küreseldir. İşte Milliyetçi Hareket Partisi bu anlayış ve ahlaki mizan kapsamında şevkle, özveriyle, özgüvenle, öz disiplin içinde çalışıp sahadaki siyasi ve psikolojik üstünlüğünü korumaktadır.

24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız “Hayırlı Günler Komşum Ziyaretleri” ile “Derdin Derdimizdir Sohbet Toplantıları” mucibince bugüne kadar 81 il, 963 ilçede olmak üzere 49 bin 725 program yapılmıştır. Ne diyeyim, hepinize helal olsun diyorum, alayınızı canı gönülden kutluyorum. Bu çalışmaların ikmal, idare ve idamesinden doğrudan sorumlu olan Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof.Dr.Edip Semih Yalçın’la beraber, Başkanlık Divanı üyelerimize, MYK-MDK üyelerimize, siz değerli milletvekillerimize; İl ve ilçe başkanlarımızla belediye başkanlarımıza, tüm dava arkadaşlarımıza takdir ve teşekkürün en hasını paylaşıyor, bundan sonra da aynen ve artan tempoyla yola devam diyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, solan yüzleri canlandıran, kalplere yuvalanmış hüzünleri her cephede kovan ve dağıtan, nasırlı, çilenin izleriyle bezenen kahırlı elleri şefkat ve sevgiyle tutan, göz pınarlarından oluklar halinde inen yaşları sabırla silen, dertlere derman, değilse bile ortak olmayı vecibe sayan tam kapsamlı bir inanmışlığın, tavizsiz bir irade bıçkınlığının, tartışmaya kapalı nitelikli dürüstlüğün ve samimiyetin siyasetteki ahlak markasıdır. Bu marka var olacak, Türkiye’nin yeni yüzyıl marka değerini neresi en yüksekse oraya çıkaracaktır.

Diyor ya istiklalimizin manzum dehası Merhum Akif; Beraber ağlamazsın, sonra kör, sağır dersin, bu hissizlikten insanlık hem iğrensin, hep ürpersin. Ağlayanla yanak yanağa verip ağlayacağız, gülenle el ele verip gülmesini bileceğiz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz. Biz Cumhur İttifakı’yız.

Aziz dava arkadaşlarım, değerli misafirler, meşhur Filozof Platon’a atfedilen şu sözle gündemdeki mahut ve malum gelişmeleri ele alma düşüncesindeyim. Şöyle diyor Platon: “Bir insanı zorda bırakmak istiyorsanız ona bir tanım sormanız yeterlidir.”

Bugünkü tablosuyla iç karartan, iflasın ve imhanın kıyısında adeta can çekişen, hatta fiilen/hukuken entübe edilen uluslararası müesses nizamı içine kaydığı feci ortamla eklemleyerek tanımlasaydık, acaba en isabetli tanımı nasıl yapardık? Hakikatin simyasıyla kavram ve kelimelerin can evine nüfuz etsek bile, yenidünya düzeni masalını, azgınlaşan Siyonist-Emperyalist küstahlığı ahlak, adalet ve hukuk ölçeğinin evrensel parametreleriyle izah etmek kabil midir? Bal yapmayan arıların kovanı gibi uğuldayanların palavralarını bir kenara bırakırsak, gerçekten bugünkü kaotik, despotik ve dispotik dünyanın tanımı kolayca yapılacak cinsten değildir. Esasen uluslararası hukuk uzun senelerdir çöp tenekesinin dibindedir. İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip küresel emperyalizmin doymak bilmeyen kursağı ne hak tanımış ne hukuk bilmiştir. İnsanlık tarihinin geneline ışıklar saldığımızda asker, silah ve teknoloji üstünü ülkelerin daha ceberut, daha tahakkümcü olduğunu sayısız misalle teyit ve teksif etmemiz mümkündür. Hukukun gücü yerine, güçlülerin hukukunun amir ve havi olması yeni bir durum değildir. Bu nasıl olur demeyin, maalesef olmuştur, daha olacakların önü açıktır. İnsan hakları bilinmez bir yerdedir, meçhul bir zehirli mahzende kilit altındadır ve ölüme terk edilmiştir.

"MADURO’YA KARŞI YAPILAN GAYRİMEŞRU VE HUKUK DIŞI SALDIRIYI LANETLİYORUZ"

Konuşmamın başından itibaren vurguladığım 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğinin daha ikinci gününde tarihte belki de hiç tesadüf edilmeyen bir haydutluk, bir korsanlık, bir insan kaldırma, bir insan kaçırma vakası yaşanmıştır. Beyaz perdede ya da televizyonlarda izlediğimiz Karayip Korsanları filmi resmen ve alenen tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş, film seti Venezuela’nın başkenti Karakas’ta kurulmuştur.

Öncelikle seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela’nın Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayri meşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor, hepten lanetliyorum. Bu ayıp, bu ahlaki yıkım, bu zalimlik, bu hukuk tanımazlık, bu insan hakları karşıtlığı, bu kabalık, bu skandal eylem, bu mütehakkim zorbalık hiç kimseye hak, hiçbir ülkenin de imtiyazı değildir.

Maduro’nun hataları, yanlışları ve kanunsuz iş ve işlemleri varsa bile, bunun silahlı ve zora dayalı tecziyesi bir başka ülkenin yetki sahası içinde ele alınamaz. Muhatap Venezuela halkıdır, sorumluluk Venezuela halkınındır; seçimle gelenin seçimle gitmesi, suç işleyenin, suçu olanın kendi ülkesindeki mahkemeler önünde hesap vermesi bir demokrasi ve hukuk normudur.
En azından genel geçer kabul ve kuralın meşruiyet temeli bu olmalıdır.

"ZORLA LİDER TRANSFERİ YAPILMIŞTIR"

Venezuela örneği ne ilktir, ne de son olacaktır. Ancak bir devlet başkanının ülkesinin başkentinde, istihbarat sızmasıyla başlayan kombine bir saldırı planlamasıyla, gece yarısı yatağından eşiyle birlikte güç kullanılarak sürüklene sürüklene alınması ilk kez vuku bulmuştur. Bu olacak şey değildir. Bu sineye çekilecek bir durum değildir. Dijital çağın yeni sürüm eşkıyalık taktiğiyle insan kaçırılmış, uluslararası literatürdeki tarifiyle, “zorla lider transferi” yapılmıştır. Tarihte barbar kavimler Roma’yı nasıl istila etmişse, aynısı 2 Ocağı 3 Ocağa bağlayan gece yarısı Karakas’ta sahnelenmiştir.

"15 TEMMUZ İHANETİYLE BENZERLİĞİ DİKKAT ÇEKİCİDİR"

Bu müfrit ve mütehakkim tablonun ülkemizde yaşanan 15 Temmuz ihanetiyle benzerliği de dikkat çekicidir. 3 Ocak 2026 tarihinin akşam saatlerinde bir televizyon kanalına gönderdiğim mesajda vurguladığım üzere, ABD’nin Venezuela’da yapmış olduğu askeri müdahale ile Devlet Başkanı Maduro’yu iktidardan haksız ve hukuksuz şekilde uzaklaştırma girişimi bilinen ve tanıdık bir komplodur. Türkiye’de 15 Temmuz 2026 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken, doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle, bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır. 15 Temmuz’da, casus ve haşhaşi örgütü maşa olarak kullanarak üzerimize salan ABD, Venezuela’da bunun yerine doğrudan müdahale etmiştir. Türk milletinin ayağa kalkan iradesine ve kahramanca mücadelesine çapıp yerle yeksan olan FETÖ ihanetiyle Venezuela’daki gece yarısı darbesi aynı tornanın mamulü, aynı projenin mahsulüdür. Tek fark, birisi uyumamış ve direnmiş; diğeri uyumuş ve teslim olmuştur. Biliyoruz ki, sü uyusa da düşman uyumayacaktır; şayet uyursak, uyuklarsak, uyuşursak unutmayınız ki izmihlal kaçınılmazdır.

"TRUMP’IN YENİ HEDEFLERİ MEKSİKA, KOLOMBİYA, PANAMA, KÜBA, KANADA VE GRÖNLAND’DIR"

Venezuela meselesi dünyanın üzerine eski bir harabe gibi çökmüş, depremden sonra yıkılan çok katlı binalar gibi yıkılmıştır.
Bunun altından nasıl kalkılacağı, 3’üncüsünün çatısı örülen dünya savaşının tutuşturulmak istenen kıvılcımının önüne nasıl geçileceği muammanın daniskasına dönüşmüştür. Trump’ın yeni hedefleri; Meksika, Kolombiya, Panama, Küba, Kanada ve Gröland’dır. Tezahür eden akıl ve izan tutulmasının, tekmil halindeki egemenlik ve hukuk yarılmalarının dünyayı kademe kademe felakete taşıdığını fark ve idrak etmemek için yalnızca üç maymunu oynamak yeterlidir. Konu ne narko-terör konusu ne de otoriterleşen devlet veya yöneticiler konusudur. Bunun çok daha derininde, çok daha ötesinde hakimiyet ve paylaşım şiddetindeki basınç yüksekliğinin muhtelif coğrafyalarda öbek öbek patlamaya geçme halidir. Trump’ın sağduyusu, akli ve ahlaki melekeleri buharlaşmıştır. ABD Başkanı’nın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” demesi, enerji kaynaklarına çökme mesajı yenilenmiş sömürgeciliğin, yeni baştan kurgulanan emperyalist yayılmacılığın dekoratif karanlık yüzünü deşifre etmiştir.
ABD’nin asıl hedefi enerji akışının kontrolü, altın başta olmak üzere değerli maden ve mineral ticaretine hükmetme; açılan siyasi, askeri ve ekonomik cephelerle bir ülkenin neyi ver neyi yoksa aşırma ve el koymadır.

"VENEZUELA ÖRNEĞİ, İÇ CEPHENİN HAYATİYETİ HAKKINDA İBRETLİK İPUÇLARI VERMİŞTİR"

Esasen tüm dünya yakın tehdit markajındadır. Ağır aksak işleyen, yaralı bereli olsa bile canlılık emaresi gösteren, küresel blokların sertleşerek sivrilmesine rağmen diyalog ve diplomasi kanallarının açık tutulmasını sağlayan kurallara dayalı uluslararası düzen mekaniği artık tıkanmış ve ölümcül bir tırpan yemiştir. Bundan sonrası için akıl yürütmek, öngörüde bulunmak, yarınlarda ne olacağını kestirmek imkansız değilse de bir hayli zordur. Venezuela örneği bize aynı zamanda iç cephenin hayatiyeti ve müessiriyeti hakkında ibretlik ipuçları da vermiştir. Direk teslimiyet olmadan, devlet ricalinde, askeri ve güvenlik bürokrasisinde, siyasi ve stratejik makamlarda devşirilmiş insanlar bulunmadan, bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte gece yarısı yatağından almak hiç kimsenin, hiçbir muhasım gücün yapabileceği bir şey değildir. Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz. Şimdi anlaşıldı mı, “Terörsüz Türkiye” hedefindeki ısrar ve irademiz.
Şimdi anlaşıldı mı, milli birlik, kardeşlik ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız. Şimdi anlaşıldı mı, Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olmaz söz ve beyanımızdaki sahicilik ve sağlamlık.

"DÜNYA GENELİNDE DEVLET BAŞKANI DOKUNULMAZLIĞI TARTIŞMAYA AÇILMIŞTIR"

Değerli Arkadaşlarım, dünya çok cepheli, çok aktörlü, çok bilinmeyenli, çok tehlikeli bir krizdedir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı artık inandırıcılık kalitesini, ikna kabiliyetini, bağlayıcı karakterini kaybetmiştir. İnsan hakları zulmün değirmeninde öğütülmüş, demokrasi ve özgürlükler emperyalizmin marangozhanesinde hızara verilmiştir. Uluslararası hukuk bekletildiği askıdan paldır küldür asılma ve can verme safhasına çekilmiştir. Dünya üzerinde devlet başkanı dokunulmazlığı tartışmaya açılmıştır.

Sandıkla gelmek, sandıkla gitmek, demokrasi ezberlerinin ardına saklanmak sadece mevzi mücadelelerin aparatına dönüşmüş, bunun da ötesinde göz boyayan, rejim ve sistemleri bir noktada ıslah ve terbiye etmek için tertip edilen orta oyunu hüviyetine bürünmüştür. Küresel denge kaybolmuştur. Jeopolitik depremler, ticaret savaşları, ekonomik operasyonlar, siyasi hesaplaşmalar, diplomatik kutuplaşmalar, asimetrik ve vekalet savaşları kıtaları vurmuş, ülkeleri karşı karşıya getirmiştir.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde biriken ve derinlere sirayet eden yüksek basıncın aynısı, belki daha fazlası şu an küresel arenada tedavül halindedir.

Venezuela’ya yapılan hukuk ve meşruiyet dışı darbenin türev sonuçları mutlaka olacak ve doğacaktır. Vekâlet savaşlarından doğrudan güç kullanma dönemine geçilmiştir. İran diken üstündedir, sokaklar kaynamaktadır, halk gergin, her ihtimal gündemdedir. Tayvan gerilimi artarak devam etmektedir, muhtemel çatışma, hatta savaşın karşılıklı yığınakları süratle yapılmaktadır. Gazze’de süregelen soykırım; Somali, Yemen, Sudan, Etiyopya ve Kızıldeniz’i içine alan, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni kamplaştıran egemenlik arayışları, Rusya ile Ukrayna arasında beşinci yılına giren savaş hali barış, huzur ve güvenlik arayışlarının duvara tosladığının en kısa göstergesinden başka bir şey değildir.

Maduro’yu suçlayan ABD yönetiminin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında yakalama kararı verdiği soykırımcı Netenyahu’nun sırtını sıvazlayıp pamuklara sarması utanç duyulacak bir ikiyüzlülük değil midir? Bu durum ahlaken ve hukuken çürüyen uluslararası sistemin irileşmiş bir safrası olarak değerlendirilmeyecek midir?

"KAN KOKUSU ALMIŞ BİR KÖPEKBALIĞINDAN DAHA TEHLİKELİSİ, PETROL KOKUSU ALMIŞ AMERİKAN EMPERYALİZMİDİR"

Emperyalizm kudurma aşamasına kan içe içe geçmiştir. İştahları kabartan petrol her zillet ve rezaleti mubah hale getirmiştir.
Tam bir teşhis ve tespit maharetiyle açıklarsak; kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir. Şunu açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki, at hırsızlığıyla enerji ve değerli mineral hırsızlığı arasında içerik olarak hiçbir ayrım ve farklılık yoktur. Maduro’ya yöneltilen; “uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD’ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma” suçlamalarının yargılama bahanesi, karanlık ve katıksız emperyalist adımların maskelenme çabasından başka bir şey değildir. Dünya çok riskli ve güvensizdir. Trump’ın 1823 tarihli Monroe Doktrinine dayanarak arka bahçesi olarak gördüğü coğrafi alanlarda stratejik, silahlı ve siyasi düzenlemeler yapması yasa dışıdır, ahlak dışıdır, insanlık değerlerine, ülkelerin egemenliklerine karşı yeni bir savaş pozisyonuna geçmenin ilanıdır.

"MADURO ÜLKESİNE İADE EDİLMELİDİR"

ABD Kongresi acilen devreye girmeli, Trump yönetiminin anayasaya ve uluslararası hukuka aykırı siyasi ve askeri tasarruflarını sona erdirecek kararları hızla ve sırasıyla almalıdır. Maduro ülkesine iade edilmelidir. Venezuela’nın kaderi bu ülkenin halkı tarafından tayin edilmelidir. Önce Amerika sloganı atarak tüm ülkelere parmak sallayan nevzuhur kovboylara, önce insanlık, önce hukuk, önce yaşanabilir ve huzurlu bir dünyanın mesajı verilmelidir. Latin Amerika veya Güney Amerika’dan doğacak istikrarsızlık ve iç bölünme dalgalarının diğer coğrafyalarla eklemlenip genişlemesi çok vahim gelişmeleri tetikleyecektir.
Hür dünya ABD dayatmasına karşı ayağa kalkmalıdır. Demokrasi ve hukuk şerefine herkes, hepimiz, tüm insanlık sahip çıkmalıdır. Aksi halde bugünün suskunluğu ve ürkekliği gelecekte korkunç hadiselerin mayasını çalacak ve kaldıracı olacaktır.
Küba’dan Nikaragua’ya, Haiti’den Dominik’e, Guatemala’dan Şili’ye; Afganistan’dan Irak’a, Vietnam’dan Suriye’ye varıncaya kadar görülmedik, izlenmedik, işitilmedik, daha doğrusu oynanmadık kanlı oyun kalmamıştır. İnsan bir kez ölür, o da şerefiyle olmalıdır. Korkaklar her gün ölür, fakat adam gibi adam olanlar yalnızca bir kez ölür. Puf diyecek bir ağız olmadığı için yerinde sallananlara seyirci kalacak, sakince katlanacak ve alttan alacak bir acziyet Türk milletinde yoktur. Geldiğimiz bu aşamada evrensel adalet ilkelerini paylaşmak isterim: Onurlu yaşamak, başkasına zarar vermemek, herkese kendine ait olanı iade etmek. En yüksek strateji, araçların büyük amaçlara dikkatli şekilde uyarlanmasıdır. Türkiye’miz bu yüksek stratejiyle güvenlik duvarlarını aşılmaz hale getirmelidir. Bir devlet için tehlike, elindeki araçlarla ulaşması gereken hedefler arasındaki mesafenin, devletin güvenliğini tehdit edecek kadar açıldığında ortaya çıkar. ABD’nin, diğer mütehakkim ülkelerin vaki durumu aynısıyla budur. ABD’nin Venezuela darbesi bir zafer, harika bir iş, çok parlak bir müdahale falan değil, yavaş yavaş inişe geçen, çakılması mukadder olan bir devletin yıkımdan önceki son istasyonudur. Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya, emin olunuz hiç kimseye kalmayacak, hiçbir ülkenin pervasızlıklarına mahkum edilemeyecektir." dedi. 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR