Dolayısıyla birçok gelişmekte olan ülke gibi dış tasarruflar için ülke verilerimizi cazip tutmak yani rekabetçi bir ekonomi olmak durumundayız.
Ekonominin zayıf yanlarını tedavi için doğru kararlar almaz isek sistemde yan etkiler oluşabiliyor. (İşsizlik, cari açık, yüksek faiz v.b.) Küresel para genişlemesinin yaşandığı dönemlerde büyümenin finansmanı ve yan etkilerin izale edilmesi kolay idi. Ancak parasal daralmanın gündeme geldiği şu dönemlerde Türkiyenin dış kaynak ihtiyacını karşılayabilmesi özellikle doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve yüksek katma değerli üretim gerçekleşmeleri ile mümkün olabilecek.
Bu önemli hedeflere dönük Türkiye son 10 yıl içerisinde gerçekten önemli dönüşümler ve gerçekleşmeler ortaya koydu. Ancak belirli başlıklarda bir türlü yeteri kadar ilerleyemiyoruz. Çözümü belli olan konularda dahi uygulamada sorunlar yaşanıyor. Toplumun önüne net hedefler ve irade konulamıyor. Güven oluşmuyor.
Aşağıdaki başlıkları bu açıdan değerlendirelim;
Eğitim Reformu: Temel bilimlerde, Pisa sınavlarında, öğretmen stratejisi, Yabancı dil, mesleki eğitim, okul öncesi eğitim başlıklarında ilerleme yeterli değil. Yoğun Ar-Ge teşviklerine rağmen sanayide yüksek katma değere erişilemiyor. Ar-ge temel bilimlerdeki sıçrama ile mümkün. Pisa sınavlarında başarılı olabilecek, yabancı dile hâkim, araştıran, bilgiye erişebilen ve sorgulayan bir öğrenci formatına ulaşarak nitelikli insan kaynağımızı oluşturmak ve bu sonuçla tüm kurumlarımızın ayağa kalkmasını sağlamalıyız.
Tasarruf açığımız ve dış kaynak: Dünyada 10 trilyon $ın üzerinde tasarruf edilmiş fon var. Gelişen pazarlarda tasarruf oranı yüzde 30larda hukuk, emek ve mülkiyete saygı başlıklarında güven ortamı oluşursa bu tasarruflar Türkiyeye gelir. Yabancı yatırımcılar 50 yıl sonrada istediklerinde Türkiyeden çıkabileceklerinden emin olmaları gerekir. Tasarruf oranımız yüzde 22lerden yüzde 13lere neden geriledi, sorgulamalıyız. Aşırı tüketim eğilimleri mutlaka dizginlenmeli.
Rekabetçi sektörler ve yatırım teşvik: Türkiyeyi dünya çapında yarıştıracak sektörleri seçip ciddi yatırım ve işletme teşvikleri vermeliyiz. Sorunumuz nihai ürünü üretecek ara malı ve ham maddemizin olmaması. Ciddi ithalat yapıyoruz. Cari açık yaratan bir büyümeden kurtulmak yapısal reformlarla mümkün. Seçilmiş sektörler Merkez Bankası Reeskont kredileri ile desteklenir, denetlenir ve hedefler verilirse Türkiye Almanya ve Güney Kore örneklerinin benzerlerini dünya vitrinine taşıyabilir. Her şeyi teşvik etmek hiçbir şeyi teşvik etmemek anlamındadır. Seçilmiş sektörleri teşvik etmekten korkmamalıyız.
Büyümede enşaattan sanayiye geçiş: Türkiyenin gündeminde kentsel dönüşüm var. Şehirlerimizi silüetlerini bozmadan, tarihi kültürel mirası ve doğayı yok etmeden ve de kent içinde kalmış sanayi bölgelerini taşıyarak dönüştürme süreci uzun yıllar inşaat sektörünü canlı tutacak. Ancak bu süreci yönetirken aşırı kent rantları, gelir dağılımı bozulması ve sanayiye kaynak aktarılamaması konularında hassasiyet gerekiyor. Büyümenin kalitesi sanayinin payının artırılması ile doğru orantılı. Sanayiye dönük gayrimenkul yatırımları teşvik edilmeli, Avmler değil.
2023 hedefleri yeniden tartışılmalı: Cumhuriyetimizin 100. yılı için belirlenen 2023 hedefleri dünya konjonktürü ve bölgemizdeki gelişmeler nedeniyle yeniden değerlendirilmeli ve tüm dünyaya karşı gerçekleştirilebilir bir yol haritasını yeniden tanımlamalıyız.
Demokratikleşme ve kapsayıcı politikalar: Olağanüstü dönemlerde gerileme örnekleri görülmekle birlikte Türkiyenin demokratikleşme hedeflerinden geri durması mümkün değildir. Toplumda demokrasi talebi her zaman canlı tutulmalıdır. Çağdaş bir Anayasa, güvenilir bir hukuk sistemi, uluslararası ölçekte kabul gören temel insan hakları uygulamalarımız ile basın özgürlüğü ve hükümet sistemleri başlıkları ülkemizde tartışılmaya devam ediyor. İşleyen ve başarılı bir ekonomi ancak demokrasisi ve hukuk sistemi iyi işleyen ülkelerde mümkün olabileceğini unutmamalıyız. Tüm bu hedeflere koşarken tüm kurumlarımızın icraatlarını yaparken kapsayıcı ve şeffaf politikalar uygulamaları ve kimseyi ötekileştirmeden tüm vatandaşların sistemin gelişmesine ve güçlenmesine katkılarını almayı başarmaları gerekir.
Özetlemeye çalıştığım bu başlıklarda yeteri kadar mesafe alamadığımız ve acilen ilerlememizin şart olduğu görülüyor. Muhalefetimizin her alanda alternatif öneriler geliştirmesi çok önemli. Toplumsal barış için her inançtan ve her kimlikten olan insanlarımızın kucaklanması ve saydığımız yapısal reformların güç birliği ile başarılması bizim ülkemize karşı en büyük sorumluluğumuz olamaya devam ediyor.
Son Söz: En büyük bilgelik neyi ihmal etmemek gerektiğini bilmektir.
EKOHABER
Mesafe alamadıklarımız
Türkiye nüfusu genç bir ülke bu nedenle yüksek büyüme hızı elde etmek ve yeni kapasiteleri her alanda oluşturmak durumunda. Sermaye birikimimiz ve tasarruf oranlarımız maalesef yüksek büyüme oranları finanse etmeye yetmiyor.
- 23-01-2025 08:21