ZAFER ÖZCİVAN / Ekonomist-Yazar

ZAFER ÖZCİVAN / Ekonomist-Yazar

Ekonomist-Yazar Zafer Özcivan, ekonomi ve finans dünyasındaki gelişmeleri yıllara dayanan bilgi ve deneyimiyle...

UZUN YILLAR BOYUNCA YURT İÇİ TASARRUFLARIN YATIRIM İHTİYACINI KARŞILAMAKTA YETERSİZ KALMASI

UZUN YILLAR BOYUNCA YURT İÇİ TASARRUFLARIN YATIRIM İHTİYACINI KARŞILAMAKTA YETERSİZ KALMASI

Ekonominin güçlü olması sadece üretimin artmasına bağlı değildir. Aynı zamanda üretimi artıracak yatırımların yapılabilmesi de gerekir. Yeni fabrikalar kurulması, yolların yapılması, teknolojik yatırımların hayata geçirilmesi, tarımın modernleşmesi ve sanayinin gelişmesi için ciddi miktarda sermayeye ihtiyaç vardır. İşte bu sermayenin en önemli kaynağı ise tasarruflardır. Bir ülkenin vatandaşları, şirketleri ve kamu kesimi ne kadar çok tasarruf ederse, yatırımların finansmanı da o kadar kolay olur.

Türkiye'nin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu temel ekonomik sorunlardan biri ise yurt içi tasarrufların yatırım ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmamasıdır. Bu durum yıllar boyunca ekonomiyi dış kaynak arayışına yöneltmiş, zaman zaman da ciddi ekonomik dalgalanmaların yaşanmasına neden olmuştur.

Tasarruf denildiğinde çoğu insanın aklına bankaya para yatırmak gelir. Oysa tasarruf bundan çok daha geniş bir kavramdır. Bugün harcamayıp geleceğe ayırdığımız her gelir aslında tasarruftur. Bir ailenin birikim yapması da bir şirketin kazancının bir bölümünü yeni yatırımlar için ayırması da tasarruf olarak değerlendirilir.

Türkiye'de ise yıllardır tüketim eğilimi tasarruf eğiliminin önünde yer aldı. Vatandaşlar gelirlerinin önemli kısmını günlük ihtiyaçlarına harcamak zorunda kaldı. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde insanlar paralarının değer kaybetmesinden çekindiği için tasarruf yapmakta zorlandı. Gelir seviyesi düşük olan aileler ise zaten ay sonunu getirmeye çalışırken birikim yapma fırsatı bulamadı.

Gelir dağılımındaki dengesizlik de tasarruf oranlarını olumsuz etkileyen önemli nedenlerden biri oldu. Çünkü düşük gelir grubundaki vatandaşların neredeyse tüm kazancı temel ihtiyaçlara gidiyor. Barınma, gıda, ulaşım ve eğitim gibi zorunlu harcamalar arttıkça tasarruf edilecek kaynak giderek azalıyor. Sonuç olarak ülke genelindeki toplam tasarruf oranı istenilen seviyeye ulaşamıyor.

Yeterli tasarruf olmayınca yatırımların finansmanı için dış kaynaklara ihtiyaç duyuluyor. Yabancı yatırımcıların getirdiği sermaye ya da yurt dışından alınan krediler bu açığı kapatmaya çalışıyor. İlk bakışta bu durum normal gibi görünse de dış finansmana aşırı bağımlılık beraberinde önemli riskleri getiriyor.

Dışarıdan gelen para, küresel ekonomide yaşanan en küçük gelişmeden bile etkilenebiliyor. Dünya faizleri yükseldiğinde ya da uluslararası piyasalarda belirsizlik arttığında yabancı yatırımcılar paralarını hızla geri çekebiliyor. Böyle dönemlerde döviz kurları yükseliyor, faizler artıyor ve ekonomide büyüme yavaşlıyor. Türkiye geçmişte bunun birçok örneğini yaşadı.

Bir başka sorun ise dış borç yükünün artmasıdır. Yeterli tasarruf olmadığı için yatırımların önemli kısmı borçlanmayla finanse edildiğinde hem kamu hem de özel sektör zamanla yüksek borç yüküyle karşı karşıya kalıyor. Bu borçların geri ödenmesi için de döviz geliri gerekiyor. İhracat yeterince artmadığında veya küresel ekonomide sıkıntılar yaşandığında borçların çevrilmesi zorlaşıyor.

Ekonomistler bu nedenle yüksek tasarruf oranına sahip ülkelerin krizlere karşı daha dayanıklı olduğunu söylüyor. Çünkü kendi kaynaklarıyla yatırım yapabilen ekonomiler dışarıdan gelecek paraya daha az ihtiyaç duyuyor. Böylece küresel dalgalanmalardan daha az etkileniyor ve ekonomik istikrarlarını daha kolay koruyabiliyor.

Yurt içi tasarrufların artırılması sadece vatandaşın daha az harcama yapması anlamına da gelmiyor. Öncelikle insanların gelir seviyesinin yükselmesi gerekiyor. Geliri artan aileler temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra geleceğe yönelik birikim yapabiliyor. Aynı şekilde şirketlerin kârlılığının artması da yeni yatırımlar için daha fazla kaynak ayırmalarını sağlıyor.

Tasarrufları artırmanın bir başka yolu ise ekonomik güven ortamını güçlendirmektir. İnsanlar geleceğe güven duyduklarında daha planlı hareket eder, uzun vadeli yatırım araçlarına yönelir ve birikim yapma isteği artar. Enflasyonun düşük ve istikrarlı olması da tasarrufların değerini koruyarak vatandaşları birikime teşvik eder.

Finansal okuryazarlığın geliştirilmesi de büyük önem taşıyor. Tasarrufun sadece zenginlerin yapabileceği bir iş olmadığı, küçük miktarlarla bile düzenli birikim yapılabileceği konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor. Çocuk yaşlardan itibaren tasarruf alışkanlığının kazandırılması, gelecekte ülkenin sermaye birikimine önemli katkılar sağlayabilir.

Devletin uyguladığı politikalar da tasarruf oranlarını etkileyebilir. Uzun vadeli yatırım araçlarının cazip hale getirilmesi, bireysel emeklilik sistemlerinin desteklenmesi, sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve kayıt dışı ekonominin azaltılması, ülke içindeki tasarrufların ekonomiye kazandırılmasına yardımcı olur.

Özel sektör açısından da uzun vadeli planlama büyük önem taşıyor. Kısa vadeli kazanç yerine verimliliği artıracak yatırımlara yönelen işletmeler hem kendi büyümelerini hızlandırıyor hem de ülke ekonomisinin üretim kapasitesini artırıyor. Böylece tasarruflar tüketim yerine üretime dönüşerek daha kalıcı bir ekonomik güç oluşturuyor.

Sonuç olarak, yurt içi tasarrufların yatırım ihtiyacını karşılayacak düzeye ulaşamaması Türkiye ekonomisinin uzun yıllardır çözmeye çalıştığı temel sorunlardan biri olmuştur. Bu durum dış finansmana bağımlılığı artırmış, ekonomik kırılganlıkları büyütmüş ve zaman zaman krizlerin etkisini ağırlaştırmıştır. Ancak gelir düzeyinin yükselmesi, enflasyonun kalıcı şekilde düşmesi, ekonomik güven ortamının güçlenmesi ve tasarruf bilincinin yaygınlaşmasıyla bu tablo değişebilir.

Güçlü ekonomiler sadece çok üreten değil, aynı zamanda ürettiği gelirin bir bölümünü geleceğe ayırabilen ekonomilerdir. Bugünün tasarrufu, yarının fabrikası, yolu, teknolojisi ve istihdamı demektir. Bu nedenle tasarruf kültürünün güçlenmesi yalnızca bireylerin değil, ülkenin ekonomik bağımsızlığı ve sürdürülebilir kalkınması açısından da büyük önem taşımaktadır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ