Savaşlar, bölgesel çatışmalar, ticaret gerilimleri, enerji güvenliği ve ülkeler arasındaki siyasi anlaşmazlıklar artık finansal piyasaların en önemli belirleyicileri arasında yer alıyor. Bana göre bugün ekonomiyi anlamak isteyen herkesin jeopolitik gelişmeleri de yakından takip etmesi gerekiyor.
Çünkü piyasalarda belirsizlik arttığında yatırımcıların davranışı değişiyor. Risk iştahı azalıyor, güvenli liman olarak görülen altın ve bazı rezerv para birimlerine talep artabiliyor. Hisse senetlerinde dalgalanma yükselirken gelişmekte olan ülke varlıkları üzerinde satış baskısı oluşabiliyor. IMF de 2026 değerlendirmelerinde savaş kaynaklı enerji şoklarının enflasyonu artırabileceğini, finansal koşulları sıkılaştırabileceğini ve özellikle enerji ithalatçısı ekonomileri daha fazla zorlayabileceğini belirtiyor.
Petrol fiyatı ekonominin nabzını tutuyor
Jeopolitik risklerin ekonomiye en hızlı yansıdığı alanların başında enerji geliyor. Özellikle petrol ve doğal gaz arzında meydana gelebilecek bir kesinti, yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, taşımacılıktan üretime, elektrikten gıdaya kadar geniş bir alanı etkiliyor.
Nitekim eylül ayında Orta Doğu kaynaklı gelişmelerin ardından petrol fiyatlarında yeniden sert hareketler görüldü. 24 Eylül'de Brent petrol yaklaşık yüzde 3,4 yükselerek 106,60 dolara kadar çıktı. Bu hareket, piyasanın jeopolitik risklere ne kadar hızlı tepki verdiğini gösteriyor.
Petrol fiyatındaki yükseliş Türkiye açısından ayrıca önem taşıyor. Çünkü enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak Türkiye'nin enerji faturası yükseldiğinde dış ticaret dengesi ve cari denge üzerinde baskı oluşabiliyor. Bunun yanında akaryakıt ve enerji maliyetlerindeki artış, üretim ve lojistik giderlerini yükselterek enflasyon üzerinde de ilave baskı yaratabiliyor.
Finans piyasalarında güven faktörü
Jeopolitik belirsizliğin ikinci önemli etkisi finansal piyasalarda görülüyor. Yatırımcılar belirsizlik dönemlerinde daha seçici davranıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarında dalgalanma görülebiliyor.
Hisse senetleri, tahviller ve para birimleri aynı anda baskı altında kalabilirken, altın gibi güvenli liman niteliği taşıyan varlıklara ilgi artabiliyor. IMF'nin finansal istikrar değerlendirmesinde de savaşın enerji fiyatları, enflasyon beklentileri ve finansal koşullar üzerinden piyasaları etkilediği; gelişmekte olan ülke varlıklarının bu şoklardan daha fazla etkilenebildiği vurgulanıyor.
Burada önemli olan nokta şu: Piyasalar yalnızca gerçekleşen olaylara değil, gerçekleşme ihtimali bulunan olaylara da tepki veriyor. Yani bir savaşın başlaması kadar, savaşın genişleme ihtimali bile fiyatlamaları değiştirebiliyor.
Türkiye açısından tablo
Türkiye'nin jeopolitik gelişmelere duyarlılığı birçok kanaldan ortaya çıkıyor. Öncelikle ülkemizin enerji ithalatına bağımlılığı nedeniyle petrol ve doğal gaz fiyatları büyük önem taşıyor. İkinci olarak Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Asya arasındaki ticaret yollarının kesiştiği bir konumda bulunuyor.
Bu durum Türkiye'ye önemli fırsatlar sağladığı gibi riskler de getiriyor. Bölgesel ticaret yollarında yaşanabilecek aksaklıklar ihracat, ithalat ve lojistik maliyetlerini etkileyebilir. Öte yandan jeopolitik konumu nedeniyle Türkiye, değişen tedarik zincirlerinde yeni ticaret fırsatları da yakalayabilir.
TCMB'nin 17 Eylül 2026 tarihli değerlendirmesinde de jeopolitik gelişmelere bağlı belirsizliklerin enerji fiyatlarında yüksek ve dalgalı seyri desteklediği, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerindeki belirsizliklerin önemini koruduğu ifade edildi. Ayrıca tarım emtia fiyatlarındaki jeopolitik kaynaklı yükselişlerin enflasyon açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Enflasyon ve vatandaşın bütçesi
Jeopolitik risklerin vatandaş açısından en somut sonucu ise yaşam maliyetleri üzerinden ortaya çıkıyor. Petrol fiyatı yükseldiğinde ulaştırma maliyetleri artıyor. Ulaştırma maliyetlerinin artması da üretimden market raflarına kadar birçok üründe maliyet baskısı yaratabiliyor.
Bu nedenle jeopolitik gelişmeler yalnızca dış politika başlığı değildir. Aynı zamanda vatandaşın mutfak bütçesi, işletmelerin maliyetleri ve devletin ekonomi politikalarıyla doğrudan ilgilidir.
Türkiye'nin önündeki en önemli konulardan biri, dışarıdan gelen enerji ve finans şoklarına karşı dayanıklılığın artırılmasıdır. Enerji çeşitliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, tasarrufun güçlendirilmesi ve üretimde verimliliğin yükseltilmesi bu açıdan önem taşıyor.
Yeni dönemde ekonomik güven daha değerli
Benim açımdan jeopolitik risklerin ekonomide yarattığı en önemli sonuçlardan biri de "güven" kavramının önemini artırmasıdır. Belirsizlik yükseldikçe yatırımcı geleceği daha zor öngörüyor. Geleceği öngörmenin zorlaştığı ortamda ise yatırım kararları ertelenebiliyor.
IMF'nin Temmuz 2026 görünümünde dünya ekonomisinin 2026'da yüzde 3,0, 2027'de yüzde 3,4 büyümesinin beklendiği, ancak jeopolitik belirsizliklerin ve yeni çatışma risklerinin aşağı yönlü riskler oluşturduğu belirtiliyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde ekonomik başarı sadece büyüme rakamlarıyla ölçülmeyecek. Enerji güvenliği, finansal istikrar, güçlü rezervler, sağlıklı kamu maliyesi, üretim kapasitesi ve güven ortamı da ülkelerin dayanıklılığını belirleyecek.
Sonuç olarak jeopolitik riskler artık ekonominin dışında değerlendirilebilecek bir konu değil. Petrol fiyatından altına, dövizden borsaya, enflasyondan dış ticarete kadar birçok gösterge jeopolitik gelişmelerden etkileniyor.
Türkiye açısından yapılması gereken ise dünyadaki gelişmeleri sadece takip etmek değil, bu gelişmelerin ekonomik etkilerine karşı hazırlıklı olmaktır. Çünkü belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Ancak belirsizliğin ekonomide oluşturacağı hasarı azaltmak; güçlü üretim, enerji çeşitliliği, finansal disiplin, öngörülebilir politikalar ve güven veren bir ekonomik yapı ile mümkündür.
Bugünün dünyasında güçlü ekonomi, yalnızca hızlı büyüyen ekonomi değildir. Aynı zamanda dışarıdan gelen şoklara karşı dayanıklı olan ekonomidir.