Bam telinden, tam teline...

Şu yazı işi başka bir dünya.

Bam telinden, tam teline...

Karşı köşeye, sevgili Bahar Görgün'e gönderim hazırdı.

Demiş ya…

“Siz neyinize güveniyorsunuz?” diye. Başlığa hemen kafa atasınız geliyor 'çok şeyime' edasıyla. Ama öyle değil durum. Yine adrese göndermiş satırları.

Dileyen üstüne alınabilir açıkçası, alınsın da!

"Şu sıralar sürekli kaybedilen memleketin en büyük ihtiyacı olan duygu… Yalan dolan, maskeli insanlarla dolu değil mi etrafımız? Güvenmek mi? Yeri geliyor tanıyamıyoruz bile onları…"

Gel de katılma... Benim de var buna dairlerim.

Hele ki güven en önemli ivedilikken. Herkes birbirini düdüklerken…

Gölgeler ve şahsiyetler üzerine iki satır etmeliydim…

İşte kafamda bir yığın düşünceyle otururken, bir anda yeni bir bilgi darmadağın etti.

Türkiye'nin Bam Teli'ydi o. Ama koptu. Ani vefatı sarstı. Milliyet'in Milliyet olduğu dönem eski dostumdu. O Ankara'dan yola çıkar, biz başka yerden, izlediğimiz lider mitinglerinde süreliyse ara verir, bir o kaleme alır, bir biz anlatırdık.

Lider otobüslerinin üzerlerinde az yolculuk etmedik. Sonrasında da hep sürdü paylaşımlar.

İstanbul'da program yaptığı kanalında siyaseti konuşuyorsa 'Aysun bekliyorum yoruma' der davet ederdi. Naif, aydınlık, şık bir insandı. Nurlar içinde yatsın.

Hiçbir zaman da gölge olmadı. Olduğu gibiydi.

Marifet de bu değil mi? Güveni elde etmek için amuda kalkacağımıza şahsiyet yetmez mi?

Elbet Paulo Coelho'lar, Charles Bukowski’ler çok şeyler söyler.

Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçluyken, karakterli insanlardan aldıklarımızla nasıl bir borca gireriz? Ha bire veresiye mi yazarlar mesela?

Anlatır, söyleriz ya…

Gölgeler solda sıfır gibidirler; bin tane gölge bir 'şahsiyet' etmez.

Tıpkı soldaki bin tane sıfırın toplam değerinin yine sıfır olduğu gibi.

İnsanlar ya gölgedirler, ya da şahsiyet…

Gölgeci, insanları kendisinin gölgesi olarak görmekten zevk duyar.

Ve hiçbir gölge iradeli hareket edemez.
Oysaki şahsiyetler, kendilerine ait bir kafa ve kendilerine ait bir yürek taşıdığının bilincinde olan insanlardır.
Gölgelerle yapılan davranışların içerisinde "şahsiyeti" aramak da boş bir uğraştır elbet.

Gölgelerin yaptığının omurgalı olmasını beklemek abesle iştigaldir.

Dik durulması gereken yerde, dik durmasını bekledikleriniz yerlerde sürünüyorlarsa, gerçek nedeni işte budur. Tüm sorunumuz, insan kumaşının kalitesinde düğümleniyor.

Kumaşı kaliteli insanlar kaliteli yaşam ve hayatlar üretirler.
Hay aklına sağlık kardeş. Elbet tersi de geçerli.

O halde, en akıllıca yatırım, insan unsuruna olan yatırım…
İşte fark bu…

Ayrımı yapmak da kolay… Eğer ki unsuru ayırt edebiliyorsak… Yani insan ederini.

Bam Teli'nden belki tam teline geldik ama..

Çok sesliyse orkestra, iyi algılamak gerekiyor efekti…

Kulağımızdaki, kalbimizdeki ve beynimizdeki sufle 'güven' üzerine değilse…

Derim ki bu durumda; “Anacımmmm bas parmağı salçalı olsun.”

Olmayanları da salla gitsin.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR