<div>Oysa kolay mıdır o dönemde bir Türk olarak ülke dışına çıkmak? Komünist rejimin hüküm sürdüğü Bulgaristan’da!</div> <div> En çok ben ve kuzenim sevinmişti galiba bu olaya; ben 7, kuzenim ise 8 yaşındaydı.</div> <div> Büyüklerimiz yolculuk hazırlıkları yaparken biz ise Bulgarca okul kitaplarını ve her gün okula giderken</div> <div> takmak zorunda kaldığımız ’’vatovrıska’’ dediğimiz önlüğü yakmak ile meşguldük. Köyümüz biraz yüksekteydi,</div> <div> bir anten ile TRT ‘yi izleyebiliyorduk. Hatta; Orhan Gencebay filmlerinde yakın komşular toplanırdı evimizde.</div> <div> O filmlerde gördüğümüz, bize hep öğretilen, ismi bazen gizli, bazen çok açık söylenen Türkiye’ye anavatana gidiyorduk.</div> <div> Bir kalabalık hatırlıyorum bizi uğurlamaya gelen, başka bir köyde yaşayan anneannemi, dayımı hatırlıyorum.</div> <div> Bir taraftan anavatana giden kızı için sevinirken diğer taraftan ayrılığın acısını içinde yaşayan annennemi …</div> <div>Daha o zaman anlamıştım veda etmenin ne zor bir şey olduğunu. Beraber çelik çomak oynadığım, okul çıkışlarında kavga ettiğim,</div> <div> mantar topladığım tüm arkadaşlarımın kamyonun arkasından el sallaması ile anladım vedanın ne zor olduğunu.</div> <div> Ha birde çocukluk aşkına veda! Yolculuk çok hatırımda değil aslında, uzun kamyon kuyruklarını hatırlıyorum sadece.</div> <div></div> <div> ’’İşte burası Türkiye’’ dediklerinde, herkesin toprağı öpmesi hatırımda. Geride bıraktığımız sevdiklerimizin üzüntüsü ile</div> <div> anavatana kavuşmanın sevincinin karışımı gibiydi sanki bu kutsal toprakları öpmek! Peki şimdi ne olacaktı?</div> <div>Nerede kalıp, nerede çalışıp, nerede okula gidip, nerede yaşayacaktık? Tüm bunlar belirsizliğini korurken Türkiye Cumhuriyeti Devleti,</div> <div> akrabası yada gidecek yeri olmayanları çeşitli yerlere gönderiyordu.</div> <div>Bizde Balıkesir Savaştepe Öğretmen Okulunda kalmak üzere Balıkesir’in yolunu tutmuştuk.</div> <div> Çanakkale’de ilk defa denizi görmüştüm. Kamyonlar deniz kenarında beklerken, bölge esnafı bize yine ilk defa tanıştığım çay ikramında bulunmuştu.</div> <div> Ihlamuru tabakta kaşıklayarak içen bizler, zarif bir bardağın içinde ki çayı tadının acı olmasından dolayı pek sevmemiştik aslında.</div> <div> Çoğu kişi ilk defa tattığı bu çayı nezaket gereği içerken biten bardakların ardından yenileri geliyordu.</div> <div> Şimdi ne kadar müdavimi olsam da o zaman çaktırmadan dökmüştüm çayı.</div> <div> Birden denizin ortasında bir şey belirmişti ve gitgide bize yaklaşıyordu.</div> <div> Denizin ortasında yüzen bir ev vardı ve ben buna çok şaşırmıştım.</div> <div> Hadi benim yaşım küçük, diğer insanlarda ilk defa gördükleri yüzen ev (arabalı feribot) karşısında şaşkınlık içerisindeydi.</div> <div> Ne de olsa birçok kişi bulundukları yaşa kadar köylerinin dışına çıkmamış, tarladan başka bir şey görmemişlerdi.</div> <div> Ve biz bu yüzen evin içine girecektik. Bu muhteşem bir şeydi!</div> <div> Birkaç gün içerisinde Savaştepe Öğretmen Okulunda binlerce kişi olmuştuk. Kalacağımız günler sınırlıydı.</div> <div> Çünkü; sadece okullar başlayana kadar burada kalabilirdik.</div> <div> Babam ve amcamlar Soma’da maden işi bulmuş, annem ve yengemler ise hiç yabancı olmadıkları tarlada çalışmaya başlamışlardı.</div> <div> Komünist sistemden dolayı kimse birikim yapamamış ve Türkiye’ye neredeyse beş parasız gelmişti.</div> <div> Kardeşim daha 3 yaşındaydı ve Savaştepe’de okulda kalan sünnet olmamış çocuklar için,</div> <div>toplu sünnet töreni düzenlenmişti. Kardeşimde sünnet olacakların arasındaydı.</div> <div> Savaştepe’de aleni bir şekilde; dualar okunuyor, yeni sünnet elbiseleri ile fotoğraf çekiliyor,</div> <div> bir düğün havasında sünnet töreni yapılıyordu. Benim gibi Bulgaristan’da kaçak sünnet olanlar bu tür şeyleri bilmezler.</div> <div> Bir gece köye bir sünnetçi gelir ve o köyde sünnet olmamış kim varsa gizli bir şekilde sünnet ederdi.</div> <div> Savaştepe’de ki töreni görünce Kapıkule’ye ayak bastığımızda toprağı neden öptüğümüzü daha iyi anlamıştım.</div> <div> Okullar açılmadan Bursa’ya yerleşmiştik. Babam ve annem iş bulmuş, bende okula başlamıştım ve Türkçe okuyordum,</div> <div> şarkılarımı Türkçe söylüyordum, arkadaşlarım ile Türkçe konuşuyordum.</div> <div> Kısacası Türkçe yaşıyordum hayatı… Bu sadece bir çocuğun yaşadıklarıydı…</div> <div> Ya asimilasyona karşı direnenlerin yaşadıkları, Ya kamplarda, hapishanelerde işkencelere maruz kalanların yaşadıkları,</div> <div> Ya evladı, eşi, babası şehit olanların yaşadıkları?</div> <div>Şimdi bir daha Bulgar Türkü ya da Bulgar diyecek misiniz bize?</div> <div>Yazacak mısınız köşenizde kalın puntolar ile? Bu söylemlerde bulunmadan, hassasiyetimizi bir daha düşünün.</div> <div></div>