Güvercinler karanlıkta uçamaz ki…

Heyecanla yapılan barış konuşmaları bitti. Vakit de epeyce geç oldu. Karanlık çöktü. Ama barışı simgeleyen beyaz güvercinler henüz salıverilmemişti. Biz insanların yapamadığını, bir kaç güvercin yapsın istedik. Bize barış getirsin, bize umut getirsin iste

Güvercinler karanlıkta uçamaz ki…

Coşkulu alkışlardan sonra beklenen işaret geldi. Çocuklar ellerindeki beyaz güvercinleri havaya fırlattılar. Karanlığa doğru kanat çırptı güvercinler. Sonra da herkes arkasına dönüp gitti.

Oysa güvercinler karanlıkta uçamaz ki, yere düşerler. Sonra da ölürler. Güvercinler aydınlığı severler. Işığı severler. Tıpkı barış gibi karanlıkta yol alamazlar. Yok olurlar.

Barış gelecekti. Biz barışı bekliyorduk. Ama bir baktık ki şehitler geldi. Bebeler babasız, eşler kocasız, analar evlatsız kaldı. Ateş her zamanki gibi düştüğü yeri yaktı.

“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün” demişti Cahit Sıtkı Tarancı... Daha yaşanacak en az otuz beş yıl var gibi sanmıştı oysa.

Ali Gökçe sadece otuz beş yaşındaydı. Hain bir saldırıda öldü. Son şehit diye yazdı gazeteler. Sanki daha devamı olacakmış gibi. Son şehit, bir evladın alabileceği en hüzünlü sıfat… Son şehit.

Peki Ali neden öldü ? Kim kıydı Ali’ye? Kim kıydı İsa’ya, Serdar’a, Hamza’ya, Ömer’e, İbrahim’e? Hiç biri Dante kadar yaşamadı, yaşayamadı. Zaten Dante de yetmişini göremedi ya, neyse.

Her biri geceye atılan beyaz güvercinler gibi uçamadılar, yuvalarına geri dönemediler.

Her hafta yazılarımı iletişimde kalın, sevgiyle kalın diye bitiriyordum ya. Görüyorum ki kimsesin kimseyle anlaşmaya niyeti yok. Görüyorum ki kimsenin kimseyi sevdiği yok. İletişim ise hiç yok.

Barış gelecek dediler. Ben hala onu bekliyorum.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR