<div>92 yılında o zamanki <b>Yugoslavya</b>’nın çekilmesi nedeniyle kupaya onun yerine son anda katılan<b> Danimarka</b>’nın, 2004’de <b>Avrupa</b> futbolunda adı olmayan ve turnuvada da çok kötü bir futbol sergileyen<b> Yunanistan</b>’ın kupayı kaldırması ve son olarak bunlar kadar sürpriz olmasa da <b>Portekiz</b>’in ipi göğüslemesi, bu turnuva için bu konuda fikir verebiliyor. Futbol geleneği ve turnuvalardaki başarı karnesi çok iyi olan <b>Almanya</b>, <b>İtalya</b>, <b>İngiltere,</b> <b>İspanya</b> ve benim pek olmasa da pek çoğunun favorisi <b>Belçika</b> gibi ülkeler elenirken finale ev sahibi <b>Fransa</b> ve iyi futbolcuların ülkesi; ama bir türlü iyi bir takım olamayan Portekiz kaldı. Rakibini durdurmayı başarıp kupayı da kazandılar.</div> <div><b>Güney Amerikalı</b>ların yer almadığı turnuvalar açıkçası pek tat vermiyor. O yüzden benim favorim <b>Dünya Kupaları</b>. Son bir ayda izlediğimiz futbolculara baktığımızda bizi mest eden futbol veya futbolcular izlediğimizi söylemek güç. Birkaç istisna tabi ki var; ama öne çıkan isimler genelde kalecilerdi. Özellikle <b>Buffon, Neuer, Patricio</b>’nun performansları müthişti.</div> <div>Bir turnuvada en çok konuşulan isimler kalecilerse çok da fazla konuşacak bir şey yok aslında.</div> <div>Futbol anlamında İtalya, ekol haline gelen muhteşem defans anlayışını sergilerken, “<b>90 dakikaların kazananı</b>” olarak nitelenen Dünya şampiyonu Almanya, golcülerinin formsuzluğunun kurbanı oldu diyebiliriz.</div> <div>Favorilerden İspanya’nın beklenmedik elenişi konsantrasyon eksikliği ve eskiyen isimlere de bağlanabilir.</div> <div>Kulüp takımlarının performansını milli takıma yansıtamayan ve 50 yıldır kupa alamayan İngiltere ise istikrarını! yine devam ettirdi.</div> <div>Öte yandan sahip olduğu imkanlarla yaptıkları arasından olumlu yönde büyük fark olan <b>İzlanda</b> turnuvanın parlayan yıldızıydı. Toplasanız 7-8 bin lisanslı futbolcu arasından Avrupa’ya kafa tutan bir takım çıkarmaları müthiş bir başarıydı.</div> <div>Bizim milli takım açısından bakacak olursak sergilenen yetersiz mücadele, kötü futbol ve sonuçlar primleri gündemin birinci sırasına taşıdı. Milli takımı hedeflerine prim ile yürütmek doğru değil; ama bizim sorunumuz sadece prim değil.<b> Fatih Terim</b> kadroyu büyük ölçüde doğru isimlerden oluşturmuştu. Ama dediği gibi eldeki malzeme buydu. O malzeme birde mücadele etmeyince ortaya çıkan da buydu işte. En büyük yıldızı <b>Arda Turan</b> olan bir takımdan beklentilerimiz belki de çok fazlaydı. Türk futbolunun genel ve büyük sorunları bu tip organizasyonlarda ortaya daha belirgin çıkıyor. Teşhis doğru olmadığı için tedavide hep yanlış yapılıyor.</div> <div>Seyirci açısından bakacak olursak, <b>Türkiye</b>’deki hızlı tribüncülerin ekonomik şartlar nedeniyle her zamanki gibi yurtdışına çıkamaması nedeniyle meydan yine gurbetçi abilere bırakmıştı. <b>Türkiye</b>’dekiler ise Eifel’i <b>Türk Bayrağı</b>’nın renklerine bürüyerek katkı sağlamaya çalıştı.</div> <div>Öte yandan kendi takımlarından yeterince canı yanan Bursasporlular bir de milli takımın kötü performansını görünce soluğu sahada Fatih Hoca’nın karşısında aldılar! İlginç anlardı.</div> <div><b>İzlandalılar</b> ise diğer tribünlerce de taklit edilen o müthiş tezahüratlarıyla da ayrıca sempati toplarken, <b>Kuzey İrlandalılar</b> da “<b>Will Griggs On fire</b>” ile hem kendileri coştular hem de izleyenlerin kulaklarının pasını sildiler.</div> <div><b>Rus</b> Holiganların <b>Marsilya</b> sokaklarındaki <b>İngiliz</b> avı da ayrıca ilgiyle izlendi.</div> <div>Sonuçta her öğesi ile ilgi ile takip edildi ve dünyanın en sevilen oyununun Avrupa’daki temsilcileri bir ay boyunca hünerlerini göstermeye çalıştılar. En azından iyi vakit geçirdik diyebiliriz.</div> <div> </div>