<div></div> <div>Saçma sapan gündemlerle uğraşıyoruz…</div> <div>Yaşayacağımız felaketi ciddiye almıyoruz…</div> <div>Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Engin Er, küçük kıyametin, kapıda olduğunu hatırlattı…</div> <div>Silivri açıklarında ki, sismik boşluk olarak adlandırılan yerde oluşabilecek depremin büyüklüğünün, 7.6 civarında olacağını söyledi…</div> <div>Marmara için tusunami uyarısı yaptı…</div> <div><b>"Bu şiddetteki bir deprem, Bursa'yı da etkiler. Ulucami’nin kubbeleri, surlar ve tek katlı olan Osmangazi Türbesinin yıkılmasına sebep olabilir." </b>dedi…</div> <div>Ama, kimin umurunda…</div> <div>Açıkçası…</div> <div>Nasıl bir tehlikeyi ciddiye alacağız, onu da merak ediyorum…</div> <div>Depremi yaşamayan bir ülke olsak, bu ilgisizliği bir şekilde doğal karşılayabilirdik...</div> <div><b>“Tehlikenin, bu kadar büyük olduğunu bilmiyorduk”</b> diyebilirdik…</div> <div>Ama, söyleyemiyoruz…</div> <div>Bu ülke, 17 Ağustos gibi, resmi rakamlara göre, 17 bin 480 kişinin öldüğü, on binlerce kişinin yaralandığı, 35 bin 180 konut, 5 bin 770 iş yerinin yıkılıp, ağır hasar gördüğü, 17 Ağustos'u yaşadı…</div> <div>depremin, nasıl bir felaket olduğunu en iyi bilen kişilerden biri de benim...</div> <div>Çünkü...</div> <div>17 Ağustos sonrası, Gölcük ve Yalova'da gazeteci olarak aylarca görev yaptım...</div> <div>Hiç unutmam...</div> <div>Gölcük’te, her evde en az bir cenaze olduğu için…</div> <div>Yolda yürürken tanıştığım bir kişiye, depremde, yakınlarından ölen olup olmadığını sordum...</div> <div>Yanıtı, <b>"Yaşayan kalmadı ki"</b> oldu...</div> <div>Ardından...</div> <div>Eşinin, dört çocuğunun, gelinlerinin ve üç torununun öldüğünü söyledi...</div> <div>Ev ve işyerinin yıkıldığını da...</div> <div>Yine Gölcük'te...</div> <div>Depremden iki ay sonra, yıkılan binada görüp, oyuncak sandığım bebeğin, 17 Ağustos'ta ölen bir çocuğun cansız bedeni olduğunu öğrenince, gözyaşlarımı tutamamıştım...</div> <div>Yalova'da....</div> <div>Yakınlarını kaybedenlerin, mezarlarının başlığına, tükenmez kalem ile isimlerini yazmalarını da unutamıyorum...</div> <div>Enkaz altında günlerce kurtarılmayı bekleyip, idrarını içerek yaşama tututan eczacının, hastanede yakınlarının öldüğünü öğrenince, “<b>Beni neden kurtardınız”</b> diyerek ağlamasını da, dün gibi hatırlıyorum…</div> <div>Daha, neler neler…</div> <div>O felaketten sonra, 1999 yılının, depremsellik anlamında bir milat olarak kabul edildiği, sağlıksız binaların yıkılacağı, yeni konutların ise deprem yönetmeliğine göre inşa edileceği açıklandı...</div> <div>Olması gerekende buydu…</div> <div>Yaralar sarılıp, acılar unutulunca, verilen sözler askıda kalındı...</div> <div>Deprem sadece, yaşanan sarsıntılarda hatırlandı...</div> <div>Sonrasında, 16 Ağustos'a geri dönüldü...</div> <div>Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Engin Er’in, yaptığı son açıklamaları okuyunca, o günlere gittim…</div> <div>Düşünüyorum da...</div> <div>Geçen 21 yıl içersinde, Türkiye'de, depremden ölmek insanların kaderi olmayabilirdi...</div> <div>Biz bunu başaramadık…</div> <div>Yüzümüze-gözümüze bulaştırdık…</div> <div>Bu konuda, sadece hükümetler, belediyeler, muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları değil...</div> <div>Verilen sözlerin takipçisi olmadığımız için, biz gazeteciler dahil, hepimiz suçluyuz…</div> <div>Umarım, bedelini ağır ödemeyiz...</div> <div> </div> <div> </div> <div> </div>