<div><span>Katar’ın ev sahipliğinde başlayan <strong>Dünya Kupası</strong> baş döndüren bir trafikte hızla akıp gidiyor. Şampiyonaya katılan takımların taraftarlarının renkli tribün görüntüleri dışında gerek sergilenen futbol gerekse bireysel beceriler açısından futbolseverler <strong>yavan keyifsiz </strong>bir turnuva izliyor... </span></div> <div><span></span></div> <div><span>Tamam; statlar muhteşem, organizasyon mükemmel, görsel bazda ekranlara yansıyan yayınlar son derece profesyonelce; iyi güzel de <strong>tat/lezzet/heyecan</strong> yok...,</span><span><strong>Her şey öyle yavan ki! </strong></span><span><strong><span> </span></strong></span></div> <div><span><span>Her Dünya Kupası, kendi ilklerini barındırır. Ancak bu kadar büyük bir organizasyonun <strong><span>“araya sıkışmış”</span></strong> olarak yapılması ilkler listesinde yer almasaydı keşke...</span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span><span>Kendi hikâyelerini yazan tüm diğer dünya kupalarına göre, 2022’nin farkı, neredeyse tüm futbolseverler için <strong><span>“bitse de işimize dönsek”</span></strong> ruh hali yaratıyor. Liglerin tamamlandığı, tatillere denk gelen, uzun yaz akşamlarında birbirini tanımayan insanları bir ekranın etrafında <strong><span>“toparlayan”</span></strong> o ruhtan çok uzak bir haldeyiz sonuçta. </span></span></div> <div><span><span></span></span></div> <div><span></span></div> <div><span>Merak edilen soru şu:</span></div> <div><strong><span></span></strong></div> <div><strong><span>‘Katar dünya futboluna ne katar?</span></strong><span>’</span></div> <div><span></span></div> <div><span>Konuyla ilgilenenler mutlaka hatırlayacaktır; turnuvanın başlamasına az kala eski <strong>FIFA Başkanı Sepp Blatter</strong>, 2022 Dünya Kupası’nın Katar’a verilmesi kararının <strong>“hata”</strong> olduğunu dile getirirken; Katar’ın turnuvaya ev sahipliği yapmak için<strong> “çok küçük bir ülke”</strong> olduğunu vurgulayurdu.... </span></div> <div><span></span></div> <div><span>Maalesef insan haklarından ezelden sınıfta kalmış, petrolün getirdiği paradan başka bir şeye sahip olmayan, nüfusu üç milyonu bulmayan beter bir Ortadoğu coğrafyasında sahne aldı dünya kupası. </span><strong><span>Parayla, rüşvetle</span></strong><span> satın alınmış, özelliklere <strong>kadınlara</strong> <strong>özgü insan hakları ihlalleriyle</strong>, sicili kabarık, göçmenlerin köle olarak görüldüğü Ortadoğu ülkesine verilmiş, dünya kupaları tarihine yakışmayan failleri malum, beter, kirli bir hikâye...</span></div> <div><span></span></div> <div><span></span></div> <div><span>Oysa bizim kuşak futbolu <strong>Socrates, Muller, Bergkamp, Hagi, Beckenbauer, Cruyff, Maradona</strong> ile sevmiştik; Dünya Kupası futbolun en sevilesi, en görkemli şöleniydi. </span></div> <div><span></span></div> <div><span>Çoluk çocuk, erkeği kadınıyla, sallanan bayraklarla, tribünlerdeki o kulak tırmalayan <strong>Vuvuzella </strong>sesleriyle, herkesin sırası geldiğinde statlarda ellerini kaldırıp ayağa kalktığı<strong> Meksika </strong></span><span><strong>Dalgasıyla</strong> sevmiştik o şampiyonaları... </span></div> <div><span></span></div> <div><span>Futbolu <strong>‘zevkten zorunluluğa doğru uzanan hüzünlü bir öykü’</strong> olarak tanımlar ünlü romancı <strong>Eduardo Galeano...</strong></span></div> <div><span>Sanırım o hüzünlü hikâyenin en iç acıtanı <strong>Katar</strong> Dünya Kupası…</span></div> <h2><span> </span></h2> <div><span> </span></div>