Kıçımızda ki pamuk!

Hani biliriz hikayeyi.. Dilden dile şekillenir..

Kıçımızda ki pamuk!

Ünlü bir iş adamı ölür. Bunu yakıştırırız Koç’a, vs birilerine..

Adam ölür. Der ki ‘beni çoraplarımla gömün.’

Aile vasiyeti uygulayacak ama mümkün değil. Hoca ‘olmaz’ der..

Buradan çıkan mesajsa ‘bakın öbür tarafa çorap bile götüremiyoruz’…

Bu durumda neyin itiş kakışı, dalaveresi.

Üz, düz, hopla, zıpla, amuda kalk..

Ya da tam tersi müthiş yaşa, gez gül keyifle eğlen..

Ama sonrasında yaşam bittiğinde harbiden öbür tarafa bir çorapla bile gidemiyoruz..

Bir ţey hariç…Pamuk…

Hocam gereğini yapıyor, o da zaman içerisinde sonrasında toprakta ki yerini alıyor…

Diğer tarafa taşıyıp ta asıl burada kalan değerlerimize bakmalıyız..

Belki bazen çok zor.. Yaşarken bile zor..

Çok özel bir olayı paylaşayım sizlerle.

İki keşiş yolda giderlerken, bir su birikintisinden karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görmüşler.

Keşişlerden biri, diğerini çok kızdırarak genç kadını taşıyıp suyun diğer yanına geçirmiş.

Yaklaşık bir mil sonra, arkadaşının davranışına çok şaşırmış olan keşiş yorum yapmış:

"Biz bakiriz, bırak bir kadını taşıyıp karşıya geçirmek, kadınlara bakmamız bile yasak. Nasıl böyle bir şey yapabildin?”

Diğer keşiş cevap vermiş: "Ben o genç kadını bir mil geride bıraktım. Sen neden hala taşıyorsun?"

Sorunlarımızın, üzüntülerimizin ve hayal kırıklıklarımızın geçmişte kalmasına izin vermezsek, bunlar omuzlarımızdaki bir yük haline gelir.

Ağırlıkları, bizi gülmekten alıkoyar.

Eğer keyifli bir yaşam istiyorsak, içinde bulunduğumuz koşullarla uğraşıp durmaktan vazgeçmeli, yaşadıklarımızı kabullenmeyi öğrenmeliyiz.

Kolay mı? Asla değil.

Ama bunu yaparken olayların üzerinde çok fazla yoğunlaşıp, tüm gücümüzü bunun için harcamaya kalkarsak, çevremizde olup biten hiçbir şeyi göremez hale geliriz.

Yaşamın gerçek boyutlarına baktığımızda, duyguları derinleştirmede ve dingin tutmada en büyük etkenin dostlar olduğunu görüyoruz. Uzak ya da yakın.

Yaşamın yükünü olabildiğince hafifletirken, siz farkında olmadan onu ayakta tutabilme adına, çabanın da ötesinde mücadele ediyorsunuz.

Zaten mücadele yoksa, sıradanlaşıyor çok şey.

Hissetmediğiniz sürece bedene bile dokunsanız, keşişin taşıdığından farklı olmuyorsunuz.

Sıradanlıktan kurtulabilmek de kolay değil.

Hele mevcut çarkın içine girdiğinizde boğulmamak elde değil. Dönmeyen, kilitlenen sistem, yok olan değerlerle unutulan, yozlaşan bir toplum oluveriyoruz.

Sonra insanın değerini kavramaya kalktığınızda kocaman bir sıfırla karşı karşıya kalıyorsunuz.

Ardından neyi yaparsak yapalım öbür tarafa bir pamukla, o da belli kullanım süresiyle gidiyoruz.

Geçen traşţ olurken bizim berber tam başı yıkayacak ‘abi dur pamuk koyayım su kaçmasın’ demezmi.. Yani buda cukkk oturdu..

Biliyor musunuz yaşţamın bu tarafında beni en mutlu eden pamuk oydu.

Bastım kahkahayı.. Tıka hadi tıka kulağımı.

Yeterince kaçtı kaçan.

Bir orası kaldı.

Hocam da beklesin artık sıram gelince zaten zart diye tıkayacak...

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR