İnsanlık yaşıyor musun?

Siyasetin içimize işlediği günlerin öncesi, sonrası bugün. Bitmesine az kaldı yarışın. Gün sayıyoruz. Ben bitecek olan seçimde değil, biten yaşamlardayım.

İnsanlık yaşıyor musun?

Anlamlı anlamsız soran, her daim haklı olan, olmadığı zaman masumların canına kıyan, ahkâm kesen, tehdit eden, küfürü marifet sayıp, bela okuyan insanımın içindeyim. Anlayamayacağımı bildiğim halde bakmaya çalışıyorum onun gözlerinden yine de, her şeye rağmen. Gördüğüm tek şey değişen insan.

Bugün siyasetten uzak, insanı düşünmek istiyorum.

İnsan olanı

İnsan gibi yaşayanı.

Bir sabah programında dinlediğim hikâyede, insanların kurtuluş savaşı yıllarında açlıktan ağaç kabuklarını kemirdiklerini anlatmıştı, bir yayıncı.

Ancak vatanı her şeye rağmen satmadığını.

Neler değişti yüzyıllar içinde.

On yıl, hatta bir yıl içinde bile.

Ne yılı, ne saati saatine uymuyor artık yurdum insanının.

Geçmişteki kahramanlık öyküleri artık efsanelerde kaldı.

Bugünü geçirmeye çalışıp, ne kadar istese de yarınını göremeyen vatandaş, gün kaygısından geleceğe bakamıyor bile.

İnsanların yaşam şekilleri, anlayışları, standartları değiştikçe değişti.

Doğumdan itibaren hayata bakışları da.

Anne babalarımızın bizler için harcadığı emek, son günlerde bulunması en zor kavram.

Bugünlerde anne baba olmak ise üzerinde en çok düşünülmesi gerekenlerden.

Her sabah kalktığımızda bugün dünyada neler olacak diye düşünerek akşamı telaşla ederken, saatler günleri, haftalar ayları, yılları kovalar oldu.

İnsanlar sapıttı.

İstekler fikirler, şekiller, her şey ama her şey değişti.

Sabır, sözlükten başka bir yerde yok.

Gerçek aşk, masal kitaplarında.

Fedakarlık, internette arayınca çıkmıyor.

Sevgi artık arabaya, bilgisayara telefona bile daha çok hissediliyor.

İnsan insana eşya kadar değer vermiyor.

Materyalist olmak çözüm değil, çare arasan zaten yok.

Dert dinleyen, sırtını sıvazlayan, güvenebileceğin insanı mumla ararken, nereye gittiğimizi sorgulamayı yazılara bıraktım sadece.

Dünyada yaşanan zulümler, katliamlar, bizdeki bitmeyen katil öyküleri, kadının kızın başına gelenler, soygun yapanlar, eşini aldatanlar, yalanlar, dolanlar, ne yapsa yeridirler, hiçbir şeyi yapmayanlar, elini atsa hayatı kayanlar.

Hayat çok boş.

Bazense dolu.

Yaşam kendi karar veriyor neyin ne zaman nasıl olacağına.

Hesabı kendi alıyor, kendi veriyor.

İnsanların büyük çoğunluğu hayatın içinde kendileri için yaratılan boşlukta dolanıp duruyorlar.

Kafalar boş, kalpler boş, ruhlar boş, eller kollar boş.

Zevk yok, iş yok, güç yok, akıl fikir yok, din iman yok, sevgi saygı yok, hayat memat yok, ders nizam yok, yol iz bilen yok, sabah akşam, gündüz gece yok, iyi kötü yok, yakın uzak yok, dur kalk gidiyor kendince insan.

Sağına soluna bakmadan, kimsenin işine burnunu sokmadan.

Burnunu sokanlar başına gelecekleri bildiği için, insanlar kendi hayatlarının dönmeyen çarkıyla devam ediyorlar yollarına.

İnsanın sadece şekli şemali değil sorgulanan, vazgeçilen, silinen.

Değişen öyle çok ki.

Yaz yaz bitmez, ne satırlara ne sayfalara sığar.

İnsan hakkında ne dense boş, ne önerilse az, ne anlatılsa hikâye.

Artık kimseden kimseye yar olmaz, bu insanlardan doğru düzgün adam da olmaz.

Biz daha nice özel gün, bayram seyran kutlarız ama hiçbiri yürekten olmaz.

Yüreği gerçekten yananın buralarda işi olmaz.

İnsanlığı arıyorum sağa sola bakıp

Göreniniz var mı?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
TÜRKİYE GÜNDEMİ