Cumhuriyet: Bir Milletin Kaderini Değiştiren Büyük Devrim

Cumhuriyet: Bir Milletin Kaderini Değiştiren Büyük Devrim
Bir millet düşünün...
Yıllarca savaşmış, toprakları işgal edilmiş, orduları dağıtılmış, kaynakları tükenmiş. Yoksulluğun, çaresizliğin ve belirsizliğin ortasında geleceğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış.
Ve o millet, bütün imkânsızlıklara rağmen ayağa kalkmış. Bağımsızlığını kazanmakla yetinmemiş, kendi geleceğini belirleme hakkını da elde etmiş.
İşte Türkiye Cumhuriyeti, böylesine büyük bir mücadelenin, kararlılığın ve inancın eseridir.
Yarın 29 Ekim.
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yıl dönümünü kutlayacağız.
29 Ekim 1923, yalnızca bir devletin yönetim biçiminin değiştiği tarih değildir. O gün, egemenliğin hanedana değil millete ait olduğu anlayışı, yeni devletin yönetim biçimiyle kesinleşmiştir.
Üstelik bu büyük dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmemiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yaşanan ağır kayıplar, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Anadolu'nun işgali ve Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet'e uzanan yolun ne kadar zorlu olduğunu gösterir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde yürütülen Millî Mücadele, yalnızca işgal altındaki toprakları kurtarmayı değil, milletin kendi kaderine sahip çıkacağı yeni bir devlet kurmayı da hedefliyordu.
23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla millî egemenlik ilkesi kurumsal bir temel kazandı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla bu tarihsel dönüşüm tamamlandı.
Ancak Cumhuriyet'in büyüklüğü yalnızca bu siyasi kararda değil, ardından başlatılan toplumsal değişimde de kendisini gösterdi.
Eğitimden hukuka, ekonomiden bilime, kadınların toplumsal ve siyasal haklarından kültür ve sanata kadar gerçekleştirilen reformlar, çağdaş Türkiye'nin temellerini güçlendirdi.
Cumhuriyet, bu yönüyle bir yönetim biçimi olmanın ötesinde, aklı ve bilimi esas alan bir uygarlık tercihiydi.
Bursa'nın Cumhuriyet yolculuğu
Cumhuriyet'in 103. yılı, Türkiye'nin dört bir yanında olduğu gibi Bursa'da da coşkuyla kutlanıyor.
Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapmış Bursa, Cumhuriyet döneminde Türkiye'nin önemli sanayi, ticaret, tarım, eğitim ve kültür merkezlerinden birine dönüştü.
İpekçilik ve ticaretle tanınan tarihî kentimiz, zamanla tekstilden otomotive, makine sanayisinden ileri teknolojiye uzanan güçlü bir üretim merkezi hâline geldi.
Bursa'nın bugünkü ekonomik ve toplumsal birikiminde Cumhuriyet döneminin kalkınma ve modernleşme politikalarının önemli bir payı bulunuyor.
Kentimizde bayram kutlamaları, bugün saat 13.00'te Atatürk Anıtı'na çelenk sunulmasıyla başladı. Yarın Atatürk Caddesi'nde gerçekleştirilecek resmî törenlerin ardından kutlamalar meydanlara ve sokaklara taşınacak.
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin Heykel'den Millet Bahçesi'ne uzanan Cumhuriyet Yürüyüşü ve Berkay konseri, Nilüfer'deki yürüyüş ve Can Bonomo konseri, Yıldırım'da Ferhat Göçer, Osmangazi'de Göksel konserleri bayrama renk katacak. Mudanya ve diğer ilçelerde düzenlenen etkinlikler, sergiler ve kortejlerle Cumhuriyet coşkusu Bursa'nın dört bir yanında yaşanacak.
Kuşkusuz meydanları dolduran binlerce Bursalının heyecanı, Cumhuriyet'e duyulan sevginin güçlü bir göstergesi olacak.
Ancak bayram coşkusunun ötesinde, üzerinde düşünmemiz gereken önemli meseleler de var.
Cumhuriyet'in 103. yılında kendimize sormamız gerekenler
Aradan 103 yıl geçti.
Türkiye büyük bir değişim yaşadı. Sanayileşti, kentleşti, üniversiteler kurdu, altyapısını geliştirdi, bilimde, teknolojide ve üretimde önemli mesafeler aldı.
Bütün bunlar küçümsenemeyecek kazanımlar.
Ancak bir ülkenin gelişmişliğini yalnızca ekonomik büyüklüğüyle, fabrika sayısıyla veya yaptığı yollarla ölçmek yeterli değildir.
Asıl ölçüt, bu gelişmenin insanların yaşamına ne kadar yansıdığıdır.
Bugün gençlerimizin önemli bir bölümü neden geleceklerini başka ülkelerde arıyor? Eğitimde fırsat eşitliğini ne ölçüde sağlayabiliyoruz? Kadınların ekonomik ve toplumsal yaşama eşit katılımının önündeki engelleri kaldırabildik mi? Çalışanlar ürettikleri değerden hak ettikleri payı alabiliyor mu?
Daha da önemlisi, yurttaşlarımızın hukuka, adalete ve devletin kurumlarına duyduğu güveni yeterince güçlendirebiliyor muyuz?
Bunlar Cumhuriyet'in 103. yılında üzerinde düşünmemiz gereken temel sorular.
Çünkü Cumhuriyet'in başarısı, geçmişte gerçekleştirdiği devrimler kadar, bugünün sorunlarına üretebildiği çözümlerle de değerlendirilmelidir.
Bence Cumhuriyet'e bağlılığın en önemli göstergesi, sorunları görmezden gelmek değil, onları açıkça konuşabilmek ve çözüm arayabilmektir.
Eleştirebilmek, sorgulayabilmek, farklı görüşleri dinleyebilmek ve ortak akılda buluşabilmek, demokratik bir toplumun vazgeçilmez özellikleridir.
Ne yazık ki zaman zaman toplumsal ve siyasi tartışmalarımızda bu anlayıştan uzaklaşabiliyoruz.
Farklı düşünceleri bir zenginlik olarak görmek yerine ayrışma nedeni hâline getirebiliyor, ortak sorunlarımızı çözmek yerine birbirimizi suçlamayı tercih edebiliyoruz.
Oysa aynı ülkenin geleceğini paylaşan insanların her konuda aynı düşünmesi gerekmiyor.
Önemli olan, farklılıklarımızı koruyarak demokratik kurallar ve karşılıklı saygı içinde birlikte yaşayabilmek.
Cumhuriyet'in millî egemenlik anlayışı da yurttaşların yönetime katılmasını, düşüncelerini özgürce ifade edebilmesini ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olmasını gerektiriyor.
Bu noktada Bursa'nın sahip olduğu ekonomik ve toplumsal potansiyel bize önemli sorumluluklar yüklüyor.
Güçlü sanayisiyle Türkiye ekonomisine katkı sağlayan kentimiz, aynı zamanda nitelikli eğitim, çevre, ulaşım, kentleşme ve yaşam kalitesi konularında da örnek olabilmeli.
Üretimdeki başarımızı çalışanların refahına, üniversitelerimizin birikimini bilimsel gelişmeye, ekonomik gücümüzü daha yaşanabilir bir kente dönüştürebilmeliyiz.
Çünkü kalkınma, yalnızca daha fazla üretmek değil, insanların daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamaktır.
Cumhuriyet'in çağdaşlaşma hedefi de tam olarak böyle bütüncül bir gelişme anlayışını gerekli kılıyor.
Yarın Bursa'nın meydanlarında binlerce insan Türk bayraklarıyla yürüyecek. Marşlar söylenecek, konserler verilecek, çocuklar ve gençler bayram sevincini paylaşacak.
O kalabalıkların içinde farklı yaşlardan, farklı siyasi görüşlerden ve farklı hayat hikâyelerinden insanlar bulunacak.
Hepsini bir araya getiren ise ortak bir tarih ve aynı ülkenin geleceğine duyulan bağlılık olacak.
Bu birlikteliğin yalnızca bayram günleriyle sınırlı kalmaması, günlük yaşamımıza ve toplumsal ilişkilerimize de yansıması gerekiyor.
103 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları, büyük fedakârlıklarla bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.
Bugün bize düşen, o tarihî başarının sağladığı imkânları değerlendirerek daha demokratik, daha adil, daha özgür ve daha güçlü bir Türkiye oluşturmak.
Cumhuriyet'in geleceği, yalnızca geçmişte kazandıklarımızla değil, bugün aldığımız kararlarla ve gelecek kuşaklara bırakacağımız ülkeyle şekillenecek.
Cumhuriyet'i sevmenin en anlamlı yolu, onun değerlerini hayatın her alanında yaşatmak ve çocuklarımıza bugünkünden daha iyi bir Türkiye bırakmaktır.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız için mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Yaşasın Cumhuriyet!
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ