Yol nereye çıkıyor?

Yol nereye çıkıyor?

Son haftalarda Türkiye'nin gündeminde yatırım fonları, finans piyasalarındaki çalkantılar ve tasarruf sahiplerinin yaşadığı belirsizlik var.

Elbette alınan önlemler önemli. Ancak asıl mesele, sorun ortaya çıktıktan sonra yapılan müdahaleler kadar, bu sorunların neden zamanında önlenemediğidir.

Çünkü insanların yıllarca çalışarak biriktirdiği paranın söz konusu olduğu yerde, yalnızca finansal sistem değil, o sisteme duyulan güven de sınanır.

Peki, mesele sadece yatırım fonları mı?

Bursa'nın sokaklarına, çarşılarına, sanayi bölgelerine baktığımızda çok daha geniş bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Emekli geçinmeye, çalışan ay sonunu getirmeye, esnaf ayakta kalmaya, gençler ise gelecek kurmaya çalışıyor.

Resmî verilere göre yıllık enflasyon eylül ayında yüzde 29,73'e geriledi. Bu, fiyat artış hızının yavaşladığını gösteriyor. Ancak vatandaşın günlük hayatında karşılaştığı yüksek fiyatları ortadan kaldırmıyor.

Bir emekli için ekonominin gerçek göstergesi, açıklanan yüzdelerden önce market kasasında ödediği paradır. Bir çalışan için maaşının kaç gün yettiği, bir esnaf için akşam kasasında ne kaldığıdır.

Gençler açısından ise mesele daha da düşündürücü.

Üniversiteyi bitiren, meslek sahibi olan, çalışmak ve üretmek isteyen gençlerimizin önemli bir bölümü gelecek kaygısı taşıyor. Ağustos ayında genç işsizliğinin yüzde 13 olması, bu kaygının ekonomik boyutunu gösteriyor.

Oysa bir ülkenin en büyük zenginliği yalnızca fabrikaları, yolları veya finansal kaynakları değildir. İyi yetişmiş, geleceğine güvenen insanlarıdır.

Bütün bu sorunların ortak noktası ne?

Bence yanıt, ekonominin de ötesinde: Güven.

İnsanlar birikimlerinin güvende olduğunu, çalıştıklarında emeklerinin karşılığını alabileceklerini, haklarını aradıklarında adaletin işleyeceğini bilmek istiyor.

Kuralların herkese eşit uygulandığına, denetimlerin bağımsız ve etkili olduğuna, kamu kaynaklarının şeffaf biçimde kullanıldığına inanmak istiyor.

Ekonomide istikrarı sağlamak, enflasyonu düşürmek ve üretimi artırmak elbette önemli. Ancak bunların kalıcı bir toplumsal refaha dönüşmesi için adalet, liyakat ve hesap verebilirlik de aynı ölçüde önem taşıyor.

Çünkü ekonomik göstergeler iyileşirken vatandaşın hayatı iyileşmiyorsa, ortada yanıtlanması gereken ciddi bir soru vardır.

Büyümeden kim ne kadar pay alıyor?

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca ekonomik rakamların düzelmesi değil, vatandaşın yarınından emin olabilmesidir.

Bir emeklinin huzurla yaşayabildiği, bir gencin geleceğini kendi ülkesinde kurabildiği, bir esnafın işini büyütmekten korkmadığı, bir yatırımcının birikimine güvenebildiği bir düzen...

Aslında beklenti bu kadar açık.

Peki, yol nereye çıkıyor?

Bu sorunun yanıtını yalnızca ekonomik kararlar değil, adalete, şeffaflığa ve toplumsal güvene verilen önem belirleyecek.

Çünkü ekonomik krizler aşılabilir, kaybedilen para yeniden kazanılabilir.

Ama kaybedilen güveni yeniden kazanmak, hepsinden daha zordur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ