Bursa’nın “Afet Anayasası” ve deprem gerçeği

Bursa’nın “Afet Anayasası” ve deprem gerçeği
Marmara Bölgesi'nin kalbinde yer alan Bursa; köklü tarihi, eşsiz doğası ve üretim gücüyle Türkiye’nin en değerli metropollerinden biri. Ancak bu tablonun ardında, kentin kaçınılmaz bir gerçeği durmaksızın kendini hatırlatıyor: Deprem riski.
Aktif fay sistemlerinin etkisi altındaki Bursa’da yaşanan her sarsıntı, zemin yapısı ve yapı stokuna ilişkin endişeleri yeniden gündeme getiriyor. Gemlik Körfezi ve çevresindeki sismik hareketlilik ile Marmara Bölgesi’ndeki aktif faylar, Bursa için vakit kaybına tahammül olmadığını gösteriyor.
Nitekim geçtiğimiz günlerde Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda akademik oda temsilcileri ve belediye yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantı, kentin afet yönetimi konusunda daha somut bir sürece yöneldiğini gösteren önemli bir adımdı.
Masaya yatırılan ve 13 Ekim’de kamuoyuna açıklanması planlanan “Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi”, sıradan bir temenni metninin ötesine geçerek kentin “Afet Anayasası” olmayı hedefliyor.
Bu süreçte Bursa’nın elinde önemli bir bilimsel birikim de bulunuyor. Büyükşehir Belediyesi ile Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliğinde yürütülen Deprem Risk Azaltma ve Önleme Planlama Projesi kapsamında yüz binlerce binanın yapı envanteri güncellendi, farklı deprem senaryoları üzerinde çalışıldı; bina, altyapı ve kamu yapılarının risklerine ilişkin kapsamlı analizler gerçekleştirildi.
Şimdi önemli olan, elde edilen bu bilimsel verilerin kent planlamasından kentsel dönüşüme kadar alınacak kararlara yön vermesi.
İşte tam da bu noktada hazırlanan beyannamenin nihai başarısı, kâğıt üzerindeki maddelerden çok sahaya yansıyacak ortak akıl ve uygulama iradesine bağlı.
Bir şehri depreme dirençli kılmak, yalnızca betonarme binaları dönüştürmekten ibaret görülemez. Gerçek kentsel dirençlilik; bilim insanlarından meslek odalarına, kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına ve vatandaşa kadar kentin tüm bileşenlerinin dahil olduğu bütüncül bir planlamayı gerektiriyor.
Afet anında ulaşım akslarının açık kalması, toplanma alanlarının altyapısıyla hazır bulunması, afet lojistiğinin kesintisiz işlemesi, su, enerji ve iletişim altyapısının sürdürülebilmesi ve toplumsal afet bilincinin yerleşmesi bu anlayışın temel sütunları olmalı.
Yılların birikimi olan plansız ve kaçak yapılaşma, sanayi yükü ve yoğun nüfus göz önüne alındığında, kaybedecek tek bir günümüz bile yok.
Yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının, üniversitelerin, meslek odalarının ve kent halkının birlikte yürüteceği bu süreçte, beyannamede ortaya konacak ilkesel kararların sahada cesur, şeffaf ve somut adımlara dönüşmesi gerekiyor.
Çünkü deprem takvime bakmıyor.
Zaman aleyhimize işlerken Bursa’nın yarınlarını korumanın yolu, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri ortak iradeyle eyleme dönüştürmekten geçiyor.
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ