Deprem gelmeden Bursa’yı kurtarmak!

Deprem gelmeden Bursa’yı kurtarmak!

 

17 Ağustos 1999...

Aradan tam 27 yıl geçti. Marmara Depremi’nde kaybettiğimiz binlerce insanı bugün yine anıyoruz. Yine depremi konuşuyor, yine hazırlığın önemini hatırlatıyoruz. Ama 27 yıl sonra artık kendimize daha zor bir soru sormamız gerekiyor:

Yeni bir büyük deprem olursa Bursa hazır mı? Ne yazık ki bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyoruz.

Bursa, aktif fayların tehdidi altında yaşayan, önemli bölümü eski ve sağlıksız yapı stokuna sahip büyük bir kent. Üstelik yıllar içinde plansız büyümüş, bazı bölgelerinde sokakları daralmış, nüfus ve yapı yoğunluğu olağanüstü artmış bir şehir. Bu nedenle deprem Bursa için uzak bir ihtimal değil, ne zaman gerçekleşeceğini bilmediğimiz bir gerçek.Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 17 Ağustos’un yıl dönümünde açıkladığı çalışmalar bu açıdan önemli.

Dijital deprem risk haritalarının hazırlanması, yapı stokunun belirlenmesi, riskli binaların tespit edilmesi ve özellikle Osmangazi ile Yıldırım’da mahalle ölçeğinde dönüşümün gündeme alınması doğru adımlar. Çarşamba, Altıparmak ve Demiryolu Altı gibi yıllardır konuştuğumuz bölgelerin artık yalnızca konuşulmaması, dönüştürülmesi gerekiyor. Üstelik dönüşüm denildiğinde birkaç eski binanın yıkılıp yerine daha yüksek ve daha pahalı apartmanların yapılmasını anlamamalıyız.

Kentsel dönüşüm, bina dönüşümü değildir. Yollarıyla, toplanma alanlarıyla, yeşil alanlarıyla, altyapısıyla, sosyal donatılarıyla ve ulaşımıyla bir bölgenin yeniden ele alınmasıdır. Bursa’nın ihtiyacı tam olarak budur.

Büyükşehir Belediyesi’nin Arama Kurtarma Eğitim Hizmet Binası’nı hizmete alması, itfaiyeye yeni araçlar kazandırması, afet sonrasında kullanılacak mobil şarj, internet ve ikram araçlarını devreye sokması da elbette önemli.

Ancak burada çok temel bir ayrım yapmalıyız. Arama kurtarma gücümüzü artırmak zorundayız ama hedefimiz daha fazla insanı enkazdan çıkarmak değil, insanların enkaz altında kalmasını önlemek olmalıdır.

Deprem politikasının başarısı, depremden sonra kaç ekibin sahaya çıktığıyla değil, deprem sırasında kaç binanın ayakta kaldığıyla ölçülmelidir. İşte 17 Ağustos’un bize bıraktığı en ağır ders budur.

Peki geç mi kaldık?

Evet, kaldık.

1999'dan bugüne geçen 27 yıl, Türkiye'nin ve Bursa'nın depreme hazırlanması için çok uzun bir süreydi. Bu yılların önemli bölümünü ne yazık ki gerçek anlamda kentsel dönüşüm yerine parsel bazlı yenilemelerle, tartışmalarla, bürokrasiyle ve mülkiyet sorunlarıyla geçirdik.

Ama geç kalmış olmak, hiçbir şey yapmamanın mazereti olamaz. Tam tersine, artık kaybedecek zamanımız olmadığını gösterir.

Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin ortaya koyduğu yol haritasının değeri de bundan sonra belli olacak.

Haritalar hazırlanacak. Riskli yapılar belirlenecek. Projeler çizilecek. Toplantılar yapılacak.

Bunların hepsi gerekli. Fakat sonunda binalar dönüşmüyorsa, bütün bu çalışmalar dosyalarda kalan iyi niyetlerden öteye gidemez.

Çünkü deprem toplantı tutanaklarını okumaz. Fay hattı bürokrasiyi beklemez. Ve enkaz altında kalan insan için “çalışmalarımız devam ediyor” cümlesinin hiçbir anlamı yoktur.

17 Ağustos'ta kaybettiklerimize karşı gerçek sorumluluğumuz yalnızca onları anmak değildir.

Onlardan sonra aynı acıların yeniden yaşanmaması için gerekeni yapmaktır.

Bursa'nın önünde bugün tarihi bir görev var: Deprem gelmeden Bursa'yı kurtarmak.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ