Sandığı kuralım, tartışmayı kapatalım…

Aslında bugünün tehlikesini  son üç yılda görebilenler bugün yaşanan tabloya yabancı değiller. Çünkü Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye ilk giriş yaptığı günlerde , bugün yaşanacakları o günden görebilmişlerdi.

Sandığı kuralım, tartışmayı kapatalım…

Son günlerde kızış(tırıl)an Suriyeliler konusu, içimize yerleşen bu insanların  aslında bir geçmişlerinin olduğunu rahata kavuştuklarında hatırlamalarından ibaretti. İnsan dediğiniz mekanizmanın öncelikleri vardır. Toprağınızdan, yaşadığınız, yerleşik olduğunuz yerden kaçmak gibi bir maceraya atıldığınızda ilk olarak aç kalmamayı, daha sonra yerleşik bir hayat kurmak için başınızı sokacak bir çatı bulmayı, son olarak da karnınızı her öğünde tok tutacak iaşeyi aramayı düşünürsünüz. Artık Büyükşehirlerimizden, turistik bölgelerimize kadar sosyolojik bir sorunumuz var. Aldığımız günlerde yatacak yerleri olmayan Suriyeliler, karınları doyduktan sonra güçlerini farketmeye, kendi kültürlerini topluma zorla enjekte etmeye çalışıyorlar.

Bugün evimizin önlerine kadar gelen tehdit, ne Güneydoğu’daki PKK çatışmalarına ne de düşman ile savaştığınızda görebileceğinizden daha büyük bir tehdittir ve sonuçları oldukça acıdır. Ülkesini savaş başladığında terk etmiş, herhangi bir özelliği olmayan, üretim gücü, mesleği, yeteneği olmayan birçok Suriyeli, bugün metropollerimizde görmeye alışmadığımız utanç verici manzaraların baş aktörleri oldular… Tıpkı 1991’de Özal’ın Peşmergelere kucak açtığı günlerdeki gibi… O gün bu kamplardan ayrılanların çoğu PKK’ya  destek vermek üzere terör örgütüne nefer oldular. Tam dağdaki yapılanmayı bitirdik derken, eline silah geçiren Peşmerge’nin bir kısmı terör örgütüne katılarak bizim insan ve para kaybımızı arttırmaya destek verdi. Yıllar hızla geçerken, Güneydoğu’ya yerleştirilen Peşmergelerin çocukları Türkiye Cumhuriyeti’nin ekmeğini boğazlarından geçirirken serpildi ve büyüdü. İçlerine aşılanan ”terörizm“ olgusu,  kendilerine ekmek verenlere önce taş atmayı, bir adım sonrasında da Türk askerine mermi atmayı öğrendiler. O gün üç yaşında bebek olanlar bugün 28 yaşında dağdaki teröristin başı oldu ”Türk askerine ölüm” emirlerini verdiler. Son yıllarda Türkiye’nin her yerine dağılan şehit cenazelerinin baş sorumluları oldular. Bugün ise Suriyelilere Vatandaşlık hakkı gündemde. Yahu bu kararı neye dayanarak aldınız? Kime sordunuz? Cesaret edip, vatandaşlık hakkı denen üst başlığı açtınız, bunun altını neden doldurmadınız? Modern Ümmetçiler “Müslüman Kardeşlerimize sahip çıkıyoruz” hamasetiyle boğazına kadar borca batmış kendi vatandaşına sormadan, çalışanın rıskını dağıttınız. Kural koyucuların, adalet denen mekanizmayı  sorunsuz işletebilmeleri  için vicdanları ile yaptıkları hesaplaşmaları allak bullak ettiniz.

Son beş yıldır Türkiye nüfusuna üç milyon kişi ilave oldu. Bu üç milyon kişiden iki milyonu çocuk. Önceleri “misafir” dediğiniz bu halkın bir yaşam kültürü olduğunu, savaş psikolojisinin kişilerde nasıl sendromlar yaratacağını, ertesi günü karnımı nasıl doyururum endişesi olmayanın aklının farklı şeylere çalışacağını, gelenlerin ülkesine ihanet ettiğini, ülkesine ihanet edenin senin ülkeni de menfaat için satabileceğini hiç mi düşünmediniz? İnsan aklı ile hareket eden varlık olarak diğer canlılardan ayrılır. İnsan’ın duyguları, semptomları, yaşanmışlıkları, beynine kazıdıkları, unutamadıkları, yaşayamadıkları, özlemleri vardır. Yapılan araştırmalar bu çocukların yüzde 75’i ailesinden birini kaybetmiş. Yani her dört kişiden bir kayıp.  Çocukların üçte biri ya fiziki şiddet mağduru ya da silahla tehdit edilmiş. Yani bir travma’ya maruz kalmışlar. Hadi Travma’da olanlar bir yana bu çocukların yarısı da intihar eğiliminde, uyku bozukluğu var, yemek sorunu var ağır depresyonda. Okul çağındakilerin çoğu eğitimden bir haber….İşte bizim adım başı sokaklarımızda gördüğümüz  çocuklar bunlar. Eğitim yok, sahiplenecek aile yok. Eve aş getiren iş yüklenen yok.

1991 yılında Peşmergeleri kabul etmek  bir hataydı. Aynı hatayı ikinci kez yapamazsınız. İkinci kez yaptığınız hata değil “tercih”tir. Türkiye ekonomik olarak en kötü gününde bile “seçim yapmış” maddi ve manevi yükün altına girmiştir. Türkiye  jeopolitiğinin ana temeli olan ” Türk Vatandaşı’nın “ kendi yaşam alanında kiminle yaşamak istediğine kendisinin karar vermeye hakkı vardır. Türkiye’nin şuursuz tartışmalarla ne geçirecek vakti ne de ortamı gerginliğe sürükleyecek provakatif eylemleri kaldırmaya gücü vardır. Referandum, demokratik ülkelerde halkın iradesini  belirlemenin en güzel yoludur. Madem bu ülkede demokrasi olduğuna hem fikiriz o zaman hızlı bir şekilde “Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi, verilmesin mi? Ve  Birlikte  yaşamak istiyor muyuz, istemiyormuyuz? ” sorusunu halkımıza soralım. En azından bu ülkenin gerçek sahiplerine sorulmadan memleketin etnik yapısına bir operasyon yapılmasını engellemiş oluruz. Öyle ya “Demokrasilerde sandıktan çıkan neticeye razı olunur” denilmemiş miydi bize…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR