<div>Milletçe bayram yerine kıtlığa gireceğimiz psikolojisiyle yaptığımız çılgın market alışverişine bu bayram biz de katıldık. Hatta o kadar katıldık ki bayramda ne olur ne olmaz diye iki ara bir derede musluk bile satın aldık. Neme lazım değil mi? O sırada marketin bir köşesinde hıçkırıklara boğularak ağlayan çocuk dikkatimi çekti. Tam çocuğa yönelmiştim ki babası olduğunu tahmin ettiğim bir adam çocuğu kucağına alıp sakinleştirdi. Bu arada da yanındaki kadına da söylenmeyi ihmal etmedi. Aralarında her ne olduysa, kadının cevabı çok ilginçti. ”Herhalde keyfimden vurmadım. Ona sevdiğimden vurdum”. Bu ilkel ifade beni üç beş yıl öncesine götürdü.</div> <div>O zamanlar Ankara’da yaşıyoruz. Bir pazar öğle sonrası sokakta çığlık çığlığa bağıran bir kadın sesi ile irkildim, merakla hemen balkona koştum. Bağıran kadın meğer ikinci katta oturan komşummuş. Dört yaşındaki oğlu Serbülent sitenin bahçesinde tek başına oyun oynarken kaybolmuş. Anne çılgına dönmüş vaziyette bir oraya bir buraya koşuyor. Eş, dost, ahbap herkes perişan. Ben de kendimi farkında olmadan o telaşın içinde buluyorum. Bazı komşular siyah bir aracın sitenin önünden birkaç defa geçtiğini, bazılarıysa tekin olmayan birkaç adamı duvarın kenarında gördüğünü, bazılarıysa bir çocuk çığlığına benzer sesler duyduğunu söylüyor. Maşallah mahalle mahalle değil sanırsınız korku filmi platosu.</div> <div>Tam o sırada muhteşem kapıcımız, başarmış olmanın getirdiği özgüvenle Serbülent’i bulduğunu söylüyor ve tüm Oscar adayı senaryolarımız anında son buluyor. Meğer çocuk aşağıda sıkılmış. Apartmanın kapısını açık görünce de üçüncü katta, arka tarafa bakan dairede oturan arkadaşının evine gitmiş. Çok şükür Serbülent’e hiçbir şey olmamış. En azından o ana kadar.</div> <div>Neden mi? Çünkü bütün mahallenin bakışları altında, ne olduğundan habersiz ürkerek annesine giden Sebülent’in yanağında patlayan tokatla hepimiz şoka giriyoruz ama en çok ta Serbülent. Herkes anneyi tutmaya çalışıyor çünkü alimallah kadın serbest kalsa çocuğu dövmeyecek adeta çiğ çiğ yiyecek. Neyse ki kapıcı çocuğu apar topar alıp tekrar üçüncü kattaki komşuya götürüyor da çocuk daha fazla dayak yemekten yırtıyor.</div> <div>Marketteki kadının savunması Serbülent’e vuran annenin savunmasını hatırlattı bana. O da ”Keyfimden vurmadım herhalde. Ona bir şey oldu diye çok korktum, ben ona sevdiğimden vurdum” demişti oysa. İnsan kuşkuya düşüyor. Anne çocuğunu bir de sevmese başına neler gelir acaba?!</div> <div>En nihayetinde okullar yarın açılıyor. Milyonlarca çocuk için yeni bir dönem başlıyor. Çocuklarımızı öğretmenlerimize teslim ederken “Eti senin, kemiği benim “diyoruz ya. Küçük bir hatırlatma et de, kemik de çocuğun. Ha bu arada; Cennetten çıkan dayak değil, insandı.</div> <div>Her türlü şiddetten uzak bir eğitim döneminde tüm çocuklara, öğretmenlerimize ve ailelere bol şanslar diliyorum.</div> <div>Değerli çocuklar öpülerek, sarılarak sevileceğiniz bir yaşam için hep iletişimde kalın, sevgiyle kalın.</div>