Siyasetin gölgesinde derinleşen geçim krizi

Ülkemizde siyasetin gündemi hiç durmuyor. Televizyon ekranlarında, gazetelerde, internet sitelerinde ve sosyal medya mecralarında her gün liderlik mücadelelerini, kurultay tartışmalarını, sert açıklamaları ve bitmeyen hukuki polemikleri izliyoruz.

Siyasetin gölgesinde derinleşen geçim krizi

İlk bakışta tüm bu yaşananlar yalnızca siyasetçileri ilgilendiriyormuş gibi görünüyor. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Siyaset sahnesindeki en küçük gerilim, atılan her belirsiz adım, dalga dalga büyüyerek sonunda vatandaşın mutfak masasına, cüzdanına ve market sepetine kadar ulaşıyor.

Çünkü ekonomik güvenin temelinde siyasi istikrar vardır. Bir ülkede siyasi hava ne kadar gerginse, yarına dair belirsizlik ne kadar büyürse, ekonomik çarklar da o kadar ürkek dönmeye başlar. Büyük şirketler yeni yatırımları erteler, yatırımcı parasını kenara çeker, esnaf yeni eleman almaktan vazgeçer. Daha da önemlisi; küçükten büyüğe birçok işletme çalışan sayısını azaltma yoluna gider.

Siyasetçiler kendi iç mücadeleleriyle ve koltuk hesaplarıyla vakit kaybettikçe; üretimi artıracak, istihdam yaratacak ve toplumun refahını yükseltecek yapısal reformlar da doğal olarak geri plana itiliyor. Bürokrasi ağırlaşıyor, projeler yavaşlıyor, ekonomik güven aşınıyor.

Kısacası Ankara’da boşa harcanan her siyasi enerji, aslında ülkenin geleceğinden eksilen bir zamana dönüşüyor.

Tam da bu noktada iktidarın siyasi hamleleri ve zamanlaması dikkat çekiyor. Muhalefet cephesinde kurultay süreçleri, mahkemelerin “mutlak butlan” tartışmaları ve iç hesaplaşmalar gündemi meşgul ederken; iktidar kanadı ekonomik ve idari kararları sessiz sedasız devreye alıyor.

Resmi Gazete üzerinden yeni vergi düzenlemeleri, tasarruf tedbirleri ve kemer sıkma adımları peş peşe yürürlüğe girerken; üniversitelerden tarım arazilerine kadar birçok kritik konuda önemli kararlar alınabiliyor. Siyasi tartışmaların oluşturduğu yoğun gündem, bir anlamda ekonomik sıkılaşmanın ve radikal kararların üzerini örten bir perde işlevi görüyor.

Ancak bütün bu makro tartışmaların gerçek yükünü sokaktaki vatandaş taşıyor.

Zaten uzun süredir yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve eriyen alım gücüyle mücadele eden dar gelirli kesim; belirsizlik ortamında daha büyük bir çıkmazın içine sürükleniyor. Maaşlar daha hesaba yattığı gün kiraya, faturaya ve mutfak giderlerine dağılıyor. İnsanlar ay sonunu getirebilmek için kredi kartlarına ve banka borçlarına sarılıyor.

Piyasa yavaşladıkça iş güvencesi de zayıflıyor.

Bu tablonun en ağır yükünü ise emekliler taşıyor.

Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, bu ülkeye emek vermiş milyonlarca emekli bugün adeta yaşam mücadelesi veriyor. Kuşa dönen maaşlarla kira mı ödenecek, mutfak mı dönecek, ilaç mı alınacak sorusu arasında sıkışan insanlar; ilerleyen yaşlarına rağmen yeniden iş aramak zorunda kalıyor. Pazarda tezgah açan, bekçilik yapan ya da ek gelir peşinde koşan emeklilerin görüntüsü, bugünkü ekonomik tablonun en çıplak özeti haline geliyor.

Sonuçta olan yine asgari ücretliye, küçük esnafa ve emekliye oluyor. Ankara’da yükselen her siyasi gürültünün faturası, halkın sofrasındaki porsiyonların biraz daha küçülmesiyle ödeniyor.

Peki önümüzdeki süreçte ne olacak?

Görünen o ki enflasyonu kontrol altına almak için uygulanan kemer sıkma politikaları daha da sertleşecek. Bu da piyasadaki nakit akışının daralması, krediye ulaşmanın zorlaşması ve tüketimin temel ihtiyaç seviyesine kadar gerilemesi anlamına geliyor.

Yüksek faiz ve düşen talep karşısında direnemeyen birçok küçük işletmenin kepenk kapatması, piyasada sert bir ayıklanma sürecinin yaşanması ihtimal dahilinde. Bu ekonomik daralma, işsizlik riskini ve geçim baskısını daha da artırabilir.

Türkiye bugün, siyasetin sert rüzgarlarıyla savrulurken asıl sınavını mutfakta veren büyük bir ülke görünümünde.

Önümüzdeki dönemi daha az hasarla atlatabilmenin yolu ise çok açık: Enerjimizi siyasi kavgaların sonsuz girdabına değil; üretime, tarıma, sanayiye ve vatandaşın gerçek geçim sorunlarına yöneltmek zorundayız.

Çünkü günün sonunda halkın görmek istediği şey siyasi polemikler değil; ay sonunu huzurla getirebildiği, geleceğe güvenle bakabildiği huzurlu bir yaşamdır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Üzgünüz ilginizi çekebilecek içerik bulunamadı...