Sizi yalancı Davut'lar…

Sizi yalancı Davut'lar…

Sizi yalancı Davut'lar…

Dileyen üstüne alınabilir.

Bir gün Pinokyo'yu öptüğümde…

Burnu, direk deli geçti ruhumu…

Değil mi?

O kadar uzun burunlu birini öpersen ne anlarsın ‘french kiss'ten…

Oysa hesap başkadır.

Tüm birikenler gibi.

Aval aval TV bakarken 'İlham Aliyev'im geldi...

'Nereye baksan yalan dünya, Allahın dangalağı' dedi.

Oysa malzeme ortada…

Erteleye erteleye bir hal oluruz.

Neden-niçinlere boğulur, aptal aptal dolanırız orta yerde.

Akıl veririz ya ona buna. Bize bir şey kalmaz sonra.

Kalansa üzümün çöpü misali.

Dişlerimizin arasında öğütür dururuz.

Bazen sıkılır boğulur, anlamsızca atarız kendimizi sokaklara.

Ya birinin kazığını yemişizdir, ya satıcının tezgahı, ya da patırtı kopmuştur.

Kapatırız telefonu, duymayız zili, yanındaki o an konuşsa bile aval aval, öylesine boş boş bakarız yüzüne.

Ne anlatıyorsun be adam “ben seni dinlemiyorum ki…”

Sanırım şiştim iyice.

Öyle şişirdiler ki.

Yediklerim gaz yapıyor.

Ona buna, sağa sola yazıp duruyorum.

Sataşıyorum.

Dün 'eskiden ben dönmeyken' diye yazdım ya…

Geri zekalının biri yorum yapmış.

Neyse ben dalaşmayayım.

Benim french'im çok pistir.

Kiss'lere inat…

Biri bir bulaşsa adam akıllı sunsam sevgilerimi diye bakıyorum.

Ama şöyle iki elimi soksam böğrüme, açsam içimi göstersem herkese.

Ya da biri yatarken atlasın midemin üzerine, patlasın içi.

Bağırsaklarım sağa sola dağılsın.

Bok olsun her yer…

Ama boka alışan, kokereçi tuzlayarak, ağzını şaklatıp ayranla bütünleştiren ne anlar ki o kokunun endamını...

Yok... Yokk…

Bakmayın bana…

Yalan dedim.

Siz…

Doğrucu Davutlarınızı yalayın...

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR