Türk futboluna istatistiksel bakış - 1

Bu yazı dizisinde Türk futbolunun dünü, bugünü ve yarını üzerinde değerlendirmeler yaparak, futbola istatistiksel veya aynı anlama gelmek üzere bilimsel bakış açısının nasıl getirilebileceğini ortaya koymaya çalışacağım.

Türk futboluna istatistiksel bakış - 1

Bu konudaki görüşlerimi ve Türk futboluna ilişkin bilimsel önerilerimi, eski bir amatör futbolcu ve mevcut durumda iyi bir futbol seyircisi ve 30 yıllık birikime sahip bir akademisyen bakış açısıyla ayrıntılı olarak irdeleyeceğim.
Bu amaçla, Türk futbolunda stratejik planlama, basit problem çözme teknikleri, hata türü ve etkileri analizi, hedeflerle yönetim, deney tasarımı, ISO 9001:2015 kalite yönetim sistemi, yalın yaklaşımı, altı sigma yaklaşımı, vb. modern yönetim yaklaşımlarıyla ve betimsel istatistik, çıkarımsal istatistik, sübjektif istatistik ve çok değişkenli istatistik tekniklerini kullanarak, istatistiksel veri analizinin nasıl yapılabileceğini anlatmaya çalışacağım. Yapılacak istatistiksel veri analizleri ile futbol performansına ilişkin göstergelerin nasıl özetleneceğini, bu göstergeler arasındaki ilişkilerin nasıl araştırılacağını ve buna bağlı olarak maç veya oyun performansının nasıl iyileştirilebileceğini genel hatlarıyla ortaya koymaya çalışacağım. Artık, basketbol kadar olmasa da futbolda da bazı istatistiklerin kullanıldığına tanık olduğumuz günümüz futbolunda, istatistiklerin daha fazla kullanılmasının zamanının geldiğini düşünüyorum. Yazıma, çocukluğum ve gençliğimdeki futbol geçmişim ile başlayayım.
Çocukluğum ve gençliğimde futbol ve ben
1964 yılında kalite şehri Bursada doğan ve ilkokul yıllarından itibaren futbolun içinde olan birisi olarak Türk futbolunun geçmişini, şimdiki durumunu ve geleceğini masaya yatıracağım bu yazı dizisinde, bilimsel tekniklere geçmeden önce, kendi futbol geçmişim hakkında bilgi vermemin, o dönemin gençliğinin futbola bakış açısını ortaya koyması açısından yararlı olacağını söyleyebilirim. 2,5 yaşımda sünnet olduğum günün ertesinde topa vurarak erken pansuman gereksinimine neden olduğum söylenir ve ben de bu olayı hayal meyal hatırlarım. Ayrıca, 1970li yıllarda Uludağın eteğindeki Mollaarap mahallesindeki Balabanbey ilkokulunun toprak sahasında ve hemen altında yer alan yurt sahasında her akşamüzeri yaptığımız kıran kırana ama dostluk içinde geçen maçları da bugün gibi hatırlarım. Şunu açıkça söyleyebilirim ki, o dönemdeki maçlarda döktüğümüz terler, Euro 2016da ilk turda milli takımımızın Hırvatistan ve İspanya maçında döktüğü terlerden daha fazlaydı. Biraz abartmış olabilirim ama milli takımımızın bu iki maçtaki oyun performansının ve görüntüsünün, potansiyelinin çok altında olduğunu söyleyerek, şimdilik bu konuyu kapatayım.
Yine çocukluk ve gençlik dönemime dönersek, talimhane olarak adlandırılan sahada 3. amatör küme maçlarını, Bursasporun yeni stadının yapıldığı yerdeki Veledrom stadı ile Merinos stadındaki amatör maçları ve Atatürk stadyumundaki Bursaspor maçlarını seyrederek büyüdük. 1980li yılların başlarında ise, Güvenspor ve Altınayspor genç takımlarında; talimhanede, Merinos stadında ve Bursanın farklı bölgelerinde düzenlenen çok çeşitli turnuvalara katılarak, uzun süre futbol oynamışlığım da vardır. Takımda sağ bek veya stoper mevkiinde oynardım ve genelde “top geçer adam geçmez” durumu vardı.
Eğitimi futbola tercih ettim
Kendimi biraz fazla övdüğümün farkına vararak, biraz da acımasızca eleştireyim. Aslında o kadar süper bir futbolcu değildim ama yine de kendi çapımda ortalama seviyede olduğumu söyleyebilirim. Yine de, o kadar iyi olsaydım önce gençler ligine, daha sonra 3. amatör küme takımlarından birine, İnegölspora, oradan Bursaspor gençlere ve nihayet Bursaspor A takıma transfer olurdum.
Demek ki, profesyonel olacak kadar iyi bir futbolcu değilmişim. Kuşkusuz, bu o kadar kolay değildi ve sanırım eğitimdeki performansım futbol yeteneğimden daha iyiydi. Bu nedenle, futbolu amatörce ve zevk için oynamak üzere, eğitime yönelmemin daha uygun olacağını düşündüm.
Ancak, hiçbir zaman amatörce ve zevk için futbol oynamak ve iyi bir futbol seyircisi olmaktan vazgeçemedim.
İyi bir futbol seyircisinin benim açımdan ne anlama geldiğine daha sonra değineceğim.
Diğer taraftan, 10 yaşındayken ilk kez bilinçli olarak izlediğim 1974 dünya kupası maçları ile 1976 Avrupa kupası maçları, üniversite yıllarında katıldığımız amatör turnuva maçları ve halı sahalarda yaptığımız maçların çoğu hafızamda hala canlılığını korumaktadır. Kuşkusuz, akademisyen olduktan sonraki Türkiye ligi, Avrupa ligi, Avrupa ve dünya kupası maçları ve son olarak Euro 2016 Avrupa Şampiyonası maçları da tarafımdan istatistiksel bakış açısıyla izlenmektedir. Kaç sayı olacağını şimdilik bilmediğim bu yazı dizisinin yazılma gerekçesi de budur.
2002 ve 2008 performansımız tesadüf değil
Türk futbol takımımızın bugüne kadar iki önemli başarı da bulunmaktadır. 2002 Dünya kupasında Şenol Güneş yönetimindeki milli takımımızın Güney Koreyi 3-2 yenerek Dünya üçüncüsü olmamız ve yine 2008de yarı finalde Fatih Terim yönetimindeki milli takımımızın Almanyaya 3-2 yenilerek Avrupa üçüncüsü olmamız tesadüf değildir.
Biz bunu daha önce başardık ve iki tane üçüncülüğümüz olduğuna göre, bilimsel yöntemleri kullanarak 2018 dünya kupasına ve 2020 Avrupa kupasına daha iyi hazırlanmamız ve milli takımımızın performansını iyileştirmemiz mümkündür.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Üzgünüz ilginizi çekebilecek içerik bulunamadı...