Uludağ büyük zirve yürüyüşü izlenimleri - 7

Hayvancılığın geleceği Geçen hafta da değindiğimiz gibi, çoban İsmaile sorduğumuz sorular bitmek bilmiyordu. İsmail de bizim sorularımızı içtenlikle yanıtlıyor ve bir taraftan da demliğin altını küçük ağaç parçalarıyla besliyordu. Çay suyunun kaynamasını

Uludağ büyük zirve yürüyüşü izlenimleri - 7

Sohbetin bir arasında İsmail, “Artık ben bu işi bırakıcam” dedi. Biz de şaşırdık ve “Sen tek başına bir girişimcisin, ne kadar güzel bir işin var, her gün dağlardasın, temiz hava bol gıda” diyerek ikna etmeye çalıştık ve çobanlığı bırakma nedenini sorduk. Aldığımız yanıt, “Gız vermiyola, evde galdık” şeklinde olunca, ekibimizi bir gülümseme aldı. Neredeyse beşimiz birden, “Ya İsmail sana kız mı yok, aslan gibi delikanlısın elini sallasan ellisi” desek de ikna edemedik. Ayrıca, “Sadece ben değil, pek çok çoban böyle yapıyo, artık bu işin dadı galmadı” dedi. Kuşkusuz, bu yorum veya karar aslında ülkemizde hayvancılığın azalmasının veya kaybolmaya başlamasının arkasındaki çok sayıda gerekçeden birisiydi. Ekip olarak kendi aramızda, çobanların medeni durumu ile et ve süt fiyatları arasında ve hayvancılığın geleceği arasında bir ilişki olduğu yorumunu gülümseyerek yaptık.
Dualarımız İsmaile
Nihayet çayımız demlendi ve çoban İsmailin muhteşem çayını içme şerefine erdik. Şerefine erdik diyorum, zira herkese kısmet olmaz böyle güzel bir çay. Büyükdeliller köyünden çoban İsmailin veya bana göre derviş İsmailin temiz kalbiyle, gönlüyle ve aşkla yaptığı çayını içerken, ekibimizde İsmaile kız bulma telaşı başladı. Kuşkusuz, ekip olarak ve içten bir şekilde İsmailin üç vakte kadar evlenebilmesi temennisinde bulunduk ve dualarımızın onunla olacağını söyledik. Selam olsun İsmaile, selam olsun dağlardaki tüm çobanlara, selam olsun gönlü doğa aşkıyla dolu dağcı dostlara.
Kangal köpeklerinin ekip çalışması
Çay faslı, İsmailin evlenmesi ve hayvancılığın geleceği konuları dışında, bir diğer önemli konu da İsmailin kangal köpekleriydi. Dört tane olduğunu sonradan anladığımız ve başlangıçta ikisini gördüğümüz kangal köpekleri, bizi gördüklerinde uzaktan izlemeye başladılar. Sürüden epey uzak olduğumuz ve sürüye yaklaşmadığımız için herhangi bir tehdit algılamadılar. İsmail ile konuşmaya başladığımızda ise bizi dost olarak algıladıkları için rahatladılar. Biz sohbet ederken bizi ve sürüyü görecek bir konumda ve mesafede durarak, hem bizi hem de sürüyü yatarak izlemeyi sürdürdüler. İsmailden kangallar ile ilgili bilgi aldık ve diğer iki kangalın da stratejik bir konumda beklediklerini gördük. Bize yakın olan iki kangalın adlarını sorduk ve birinin adının Leyla, diğerinin ise Çavuş olduğunu öğrendik. Çağırsak gelirler mi dedik ve evet yanıtını aldık. Bir arkadaşımız Leyla diye bağırdı ve Leyla yerinden kalkarak bize doğru baktı. Sanırım İsmailin gel şeklinde ikinci bir komut vermesini bekledi. Aynı şekilde, çavuş diye bağırdığımızda, diğer kangal da yattığı yerden doğrularak esas duruşa geçti ve ikinci komut gelmeyince o da yavaşça yere yattı.
Kangalların ekip çalışması ve uyguladıkları strateji harikaydı. İkisi sürünün uzağında ve pek görünmeyen konumda sotada gizli beklerken ve etrafı gözlerken, diğer ikisi sürünün yakınında ve etrafında geziniyor. Sürüye saldırı olması durumunda kenardakiler devreye giriyor. Stratejik planlama dersi gibi. 4 kangallı mükemmel bir stratejik ekip. Birden aklıma ülkemizde bu kangallar kadar stratejik davranamayan kurum ve kuruluşlar geldi. Hani küçük bir piyasa saldırısında ne yapacağını bilemeyen ve batan firmalar veya hata üstüne hata yapan yönetimler ve kurumlar. Haddimiz olmadan, aradığınız her şeyin doğada veya sizde olduğu yönünde bir çıkarımda bulunalım. Yeter ki neyi aradığınızı ve nasıl aramanız gerektiğini bilin. Kuşkusuz, eğer farklı bakabiliyorsanız veya üçüncü gözünüz açık ise farklılıkları, benzerlikleri ve ilişkileri görebilirsiniz. Doktora tezi nedensellik olan bendeniz de, olaylar arasındaki neden sonuç ilişkilerini bu şekilde gözlemlerimle ortaya koymaya çalışıyorum. Ayrıca, bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak ve yapılan işi aşk ile yapmak gerektiğini düşünüyorum. Böylece, bir günlük Uludağ zirve yürüyüşü sonunda 7 hafta boyunca yazdığım ve bitmek bilmeyen bir yazı dizisi ortaya çıkıyor. Söz, haftaya diziyi bitireceğim. Okuyucuları dağ ve doğa sevgisi konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve bu konuda farkındalık yaratmak düşüncesiyle, yazı dizisinin bu kadar uzadığını ekleyeyim. Bu arada, kangal köpekleri ve ekip çalışmasından sonra, kurt yürüyüşü ve liderlik konusuna değinmemek uygun olmaz.
Kurt yürüyüşü ve liderlik
Doğa yürüyüşü yapanların doğada tek sıra halinde yürümeleri gelenek haline gelmiştir. Kurt yürüyüşü olarak da adlandırılan bu yürüyüşte; kurt sürüsünün en önünde sürünün en zayıf ve hasta iki-üç kurdu gider. Onların hemen ardından sürüdeki en tecrübeli dört-beş savaşçı kurt yürür. Bu kurtları ortada on-onbir dişi kurt izler. Tecrübeli kurtlar önlerindeki zayıf kurtlar ile arkalarındaki dişi kurtları koruma düzeninde yürürler. Üstelik dişi kurtların hemen arkasında da yine dört-beş deneyimli savaşçı kurt yer alır. Buna karşılık, sıkı durun en arkada sürüden biraz geride ve mesafeli olarak yürüyen ise sürünün lideridir. Lider kurt, sürünün tamamını görür ve izler. O halde, kurt sürüsünde lider olmak, en önde gitmek değil, en doğru şekilde ilerlemek şeklinde yorumlanabilir.
Buna karşılık, dağ ve doğa yürüyüşlerinde rotayı iyi bilen deneyimli bir kişi rehber olarak en önde yürür. Ekipteki en zayıf ve yavaş yürüyebilecek kişiler ise rehberin hemen arkasında yer alır. Böylece, rehber hızını bu kişilere göre ayarlayabilir ve yürüyüşte kopmalar olmasına engel olunmuş olur. Ekibin en arkasında ise artçı olarak adlandırılan tecrübeli bir kişi yer alır. Bu durumda kimse rehberi geçmemeli ve artçının gerisinde kalmamalıdır. Dağ ve doğa yürüyüşlerinde buna benzer basit ve uyulması gereken önemli kurallar vardır. Ayrıca; doğada cinsiyet farkı yoktur, doğada kimseyle yarış edilmez, doğada kimseye şaka yapılmaz, doğaya zarar veren çöpler kesinlikle doğada bırakılmaz, vb. basit ama önemli diğer kurallar da vardır. Bu kurallar insanlar içindir ve doğanın insanlara ihtiyacının olmadığını, buna karşılık insanların doğaya ihtiyaçlarının olduğunu hatırlatalım.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Üzgünüz ilginizi çekebilecek içerik bulunamadı...