<div><span>Modern ekonomilerin bütün araçlarının, en azından kısmen sosyo-ekonomik organizasyon teknolojileriyle ilişkisi vardır. </span><span>Genel olarak sosyo-ekonomik teknolojilerin ortaya çıkması, ekonomik birimlerin modern piyasaları yaratması ve koruması, mülkiyet haklarının, (kim neye sahiptir?) yönetişim yapısının, (adil ve adil olmayan rekabet şekillerinin organize edilme yolları) değişim kurallarına ve kontrol kavramına (hakim oyuncuların, Rekabet Kurulu, BDDK, TCMB gibi kurumların gözetilmesi) bağlıdır. </span><span>Ülkelerin kapitalist ekonomi koşulklarını belimsemesi hükümetleri, mülkiyet hakları, yönetişim yapıları, alım-satım kuralları (örneğin alım-satımda çek kullanılması) ve piyasaların istikrarını sağlamak için kontrol ve gözetim kavramını geliştirmeye yönlendirmiştir. </span><span>Bu yeni kurumların yaratılması; firmaların, siyasi partilerin, hükümetlerin ve düzenleme kavramının karşılıklı eylemlerini gerektirmektedir. </span><span>Genel olarak, piyasaların oluşması, üç aşamayı içinde barındırır. Bunlar; piyasaların oluşması, istikrar içinde çalışması, zaman zaman da krizlerle karşılaşmasıdır. Piyasalarda faaliyet gösteren satıcıların istikrar içinde yaşamaları, piyasaların istikrarlılığını gerektirir. </span><span>Sistemik ekonomik krizler, istikrarsız bir değişim sisteminin sonucu olarak ekonomik resesyonları (2008-2010 krizi) ve hatta depresyonları (1929 krizi) üretir. Yöneticiler ve girişimciler, aşırı rekabetin neden olduğu bu krizlere başlıca rakiplerini kontrol etmeye çalışarak cevap verebilirler. </span><span>Bu bağlamda da kartel oluştururlar ya da tekelleşmeye çalışırlar. Öte yandan firmalar, çalışanlarının örgütleriyle de zaman zaman karşı karşıya gelirler. </span><span>Bu örgütler, düşük ücretlere ve emek piyasasının kontrolüne karşı tavır koyarlar. </span><span>Özellikle ülkenin büyük fabrikalarında emekçiler, patronlar ve yöneticiler arasında zaman zaman anlaşmazlıklar ortaya çıkar. </span><span>Böyle bir ortamda çoğu kez firmalar ve çalışanlar, istikrarlı bir sonuca ulaşamazlar. </span><span>Bu nedenle taraflar istikrarlı sonuç elde etmek için hükümetlere başvururlar. </span><span>Çalışanlar, özellikle ILO sözleşmelerinin ülkede uygulanmasını isterler. Diğer iş kollarındaki üceretlerle kendi ücretlerini karşılaştırma yollarına giderler. Firmalar ise uluslararası boğaz kesen rekabeti (günümüzde Güney Kore, Çin, Hindistan, Japonya, Alman ürünlerinin) göğüslemek zorundadır. Bu aşamada siyaset kurumu hükümet, vereceği teşviklerle bir çıkış yolu bulabilir. Siyaset alanı, devletin yönetişim organizasyonu ve firmaların, çalışanların ve diğer örgütsel kurumların önlerinde iki yol vardır. </span><span>Birincisi hükümetin duruma müdahale ve arabuluculuk kapasitesiyle ilişkilidir. İkincisi müdahale koşullarını dikte ettiren toplumsal grupların gücüne bağlıdır. </span><span>Bütün bu karmaşık durumlardan optimal çözüme ulaşmak, günümüzde kurumsal iktisatın bulguları içinde bulunmaktadır. </span><span>Ne var ki ülkemizde, birçok iktisadi idari bilimler fakültelerinde kurumsal iktisat giriş düzeyinde bile okutulmamaktadır. </span><span>Ülkemizin kişi başına 10 bin dolar milli gelir düzeyini daha ilerilere taşıması için, kurumsal iktisatın bulgularından yararlanması gerekmektedir. </span><span>Bu nedenle, ilgili fakültelerin kurumsal iktisat konusuna teori ve uygulama düzeyinde yaklaşması, bir ön koşul olarak gereklidir.</span></div> <div><span>EKOHABER</span></div>