Bence bedevi olmamalı.
Hele ki bahtsız asla.
Aklı akla yaslamalı.
Yani elbet sokak siyasi ve stratejilerinde şöyle bir 'heyttttt' diyeceğiz..
Ama... Kapıları açmak.. Avrupa'ya akmak.
Akalım akmasınada nereye kadar?
Sonuç ak akçe kara gün içindirle buluşuyor.
Yani gelin şu çifte standartlı Avrupa'nın söyleminden çok uygulamalarına bakalım.
Bilmem kaç yıldır konuşuyoruz. Eee kazın ayağı öylemi?
Hatta kaza babet giydirdende ayak direkt 44 numara.
2005'te attık manşetleri.
"Girdik,gireceğiz, az kaldı, ucunda..."
Ya bugün !
"APtallar... Ne haliniz varsa görün!... OHAL'de aynen devam... Kibirinizde boğulun"
Keşke bu kadar kolay olsa.
Öyle olmuyor işte.
Rakamlarla konuşursak hiçte öyle değil.
Dönemin Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ile Strasbourg'ta buluşmuştum.
Makamında başbaşayız.
Erdoğan yasaklarla boğuşuyor. Avrupa turluyor.
Ben Erdoğan'la görüşmeden iki gün önce AP Başkanına açıkça sordum.
“Ne isteyeceksiniz Erdoğan'dan, ne söyleyeceksiniz?”
Durdu, yüzüme baktı ve çok açık şunu söyledi.
“Leyla Zana'nın özgürlüğünü”
Strasbourg sonrası Brüksel'e geçtiğimde Hilton otelde de Erdoğan bir toplantı yapacaktı.
Beraberinde ki kurmayları, iş adamları, gazeteciler etrafında pervane..
Cox'un düşüncesini rahmetli Birand ile paylaştığımda 'bu çok önemli bir bilgi, neler söyledi'dedi notlarını aldı.. Nazlı Ilıcak'sa söylenip duruyordu.
'Ona mı kalmış Zana, Tayyip beyin özgürlüğü ne olacak?'
Velhasıl... Strasborug olmuştu Izdırapburg.
Avrupa dün neyse bugünde aynı.
Yahu schengen deyince herkesin pılısını pırtısını toplayıp oraya gideceğini düşünen Avrupalılara şaşıyorum. Resmen ayranı yok içmeye, tahterevan geyiği içindeler.
Avrupa'nın bir çok ülkesinde yaşanan ekonomik kaos ortadayken bayılıyorum böyle atıp tutmalarına.
Bakın Saader Bankası piyasa analiz bölümü başkanı Robert Halver, krizin sadece şekil değiştirdiğini söylüyor.
Halver, “Euro krizi şekil değiştiriyor. Önce karşımızda koskoca bir devlet borçları krizi vardı. Şimdi ise Euro Bölgesi konjonktür krizi tehlikesi peyda oldu." diyor..
Haksız mı? Çoğu Euro ülkesindeki ekonomik faaliyetlerin önünü açmak için gerekli olan reformlar yapılmıyor. Durum böyle olunca istihdamı arttırıcı yatırımlar erteleniyor.
Avrupa’nın ekonomiyi istikrara kavuşturmak amacıyla devlet borçlarının kabartıldığı günlere geri dönme tehlikesiyle karşı karşıya..
Yani karşımızda böyle bir AB var.
Bıraksın herkes Türkiye'de istikrarsızlık pompasını, mikserlenen kullanılan taşeronlarla artırılan terör olaylarını önüne baksın.
Türkiye, Avrupa için büyük şans ve kapıdır.
Avrupa Birliği ülkelerinin tamamı borca batmış durumda. Borç krizinden nasıl çıkacaklarını bilemeyen AB ülkeleri, Yunanistan gibi iflas etmek konusunda sırasını bekliyor.
Almanya’nın borcu 4.2 trilyon euro, Fransa’nın borcu ise 4.3 trilyon euroyu buluyor.
İspanya’nın toplam dış borcu 2 trilyon euro.
Euro birliğine girmeyen İngiltere'nin ise 7.3 trilyon euro dış borcu var.
Bu durumda sanırım akıl vermeden önce kafayı kaldırıp her ülkenin kendisine bakması gerekli.
Ancak Avrupa politikalarıyla başedebilmek içinde dahada etkin stratejileri, sttratejistlere ihtiyaç var.
Eğer ki harbiden Kutup ayısı olacaksak önce rakamları doğru okumalıyız.
Devletin resmi kurumlarının en fazla ihracat yapılan 20 ülke verilerine baktığınızda şablon açık.
2015'te 98 milyar 528 dolar ihracat yapmışız.
Bunun 51 milyar doları Avrupa ülkelerine.
İlk sırada Almanya. Bunu İngiltere, İtalya, Fransa,İspanya izliyor. Hollanda, Romanya, Belçika, Polonya takip ediyor.
Birileri ekonomik kaosu tetiklerken, rakamların efendilerinin görüşlerini göz ardı etmemeli.
Ekonomisi allak bullakta olmuş bir AB ile karşı karşıyayken restleride, kozlarıda akıllıca oynamalıyız. İngiltere ayrıldı.
Şimdi İtalya'da 5 yıldız hareketi bir öldürücü darbe daha vuracaktır. Onlarda ayrılmak istiyor.
Bizde 51 milyar dolarlık gerçeğimizi heba edemeyiz.
Yoksa çok feci toslarız.
Duvara toslayan bir kutup ayısıda çölde ki bedeviden farksız olur.
Bu iş öyleyle oturduğun yerde 'dolar 3.30 olmuş, bana ne elalemin parasından, Amerika düşünsün' diye kalem oynatmaya benzemiyor ki..