Bir kot pantolonu reklamı vardı, Amerika’ya Türkiye’den gönderilen kot pantolonların üzerine yabancı marka etiketi vurulup nasıl Türkiye’de yeniden satıldığına dair. Ve bu markaların ülkemizde kapış kapış gittiğine. İşte reklam o pantolonları üreten firmanın reklamı idi ve “Türkler de çok oluyor artık” gibi çok beğenilen bir görsele imza atmıştı.
İşte kabinede bu anlamda düşmanlarımıza “artık çok oluyor” dedirten bir bakan var!
Kim mi?
Sözcü Gazetesi’nin yazarı ve zaman zaman da hakikaten TV haber programlarında kısmen de olsa sözlerine hak verdiğim Can Ataklı toplumsal algıyı yönlendirmeye yönelik bir bakanla ilgili değerlendirmede bulundu. Öncelikle bu yazıyı şiddetle kınadığımı ve ne olursa olsun ülke olarak içeriden ve dışarıdan ablukaya alındığımız bu hassas geçiş döneminde böyle bir yazının yersiz ve de haksız ithamlar içerdiğini ve o koltukta kendisinden önce oturan diğer isimlere nazaran, koltuğunda saatlerce oturup sıcağını dahi hissedemeyen, dur durak bilmeyen bu isme büyük haksızlık yapıldığını belirtmek istiyorum.
Kim mi bu bakan?
**** **** ****
İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu. Ataklı yazısında sözüm ona eski İç işleri Bakanı Mehmet Ağar’ın sık sık bakanlığa gidip, bilgiler verip, telkinlerde bulunduğunu, Soylu tarafından kapılarda ceketinin önü ilikli karşılandığını ve kısacası bakanlığı Ağar’ın yönettiğini ima ediyor.
Sayın Soylu’yu öteden beri tanır ve takip ederim, kendine has dik duruşu vardır. Asla yönlendirilecek bir kişiliğe sahip olmadığını da cümle alem bilir. Çiller’den, hele ki Ağar’dan sonra DYP çizgisindeki DP’de politika yapmak ve genel başkan olmak hiç de kolay değildir. Ama o neredeyse tabela partisi durumuna düşen DP ‘ye can suyu oldu. Bizzat dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Numan Kurtulmuş gibi kendisine de gelen teklifi ekibiyle değerlendirip öyle geçiş yaptı. Aslında partiye sonradan katıldı demek de pek doğru olmaz, zira AK Parti misyonu ile Soylu‘nun değerleri örtüşüyordu.
“MİLLET VE VATAN İÇİN İÇİN HİZMET”
AK Parti’ye geçmesiyle birlikte üst yönetimlerde görev aldı ve hepsinin de hiç yönlendirilmeden, etki altında kalmadan üstesinden geldi. Öyle ki alışagelmiş rahat düzene parmak soktuğu için bazı partilileri bile rahatsız ettiği için dönemin Başbakanına şikayet edildiği de gerçek. Bu gerçeklik aslında onu Erdoğan’a iyi bir yol arkadaşı olmasına yol açtı. Tam da yeni kabinede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev aldığı sırada yeni politikalar oluştururken, 15 Temmuz patlak verdi. Darbenin çok ötesinde işgal gecesi olarak nitelendirdiğim bu işgal girişiminde ilk TV’lere çıkan bakan, partili, hatta üst düzey yetkilisi o oldu. Her darbede ilk TRT’yi ele geçiren çeteler, bu seferde TRT’ye girdiler. İşte, TRT’yi kendisi gibi bu direnişe karşı çıkan bir grup vatandaşla basarak, çetelerin elinden kurtaran Soylu o an itibariyle halkın direnişinde moral ve heyecanı yükseltip, direniş gücünü katladı. TRT’yi kurtaran bakan olarak tarihe geçmekle kalmadı, ardından diğer bakanlar ile üst düzey yöneticilerin de “ rahatlıkla” sokağa çıkmasına yol açtı.
**** **** ****
Ardından 31 Ağustos’ta mini kabine revizyonunda kendisi için bile sürpriz olan İç İşleri Bakanlığı görevine getirildi. İşte bu andan sonra ne yakınındaki özel danışmanları, ne ekibi, ne korumaları ne de bakanlık bürokratları hızına yetişemedi.
Kendisinden önce alışılmış düzeni bozdu. Koltuğunda oturmak yerine ülkenin doğusu ve güneydoğusundaki tüm illeri tek tek gezdi. Yüksekova’ya çıktı, meraları, yaylaları, hiç bakan görmemiş köyleri ziyaret etti, nöbet noktalarında askerlerle oturup karın üzerinde çay içti, sohbet etti, birlikleri ziyaret edip, onlarla karavanaya kaşık çaldı.
Fotoğraflara baktığınızda bile her gittiği ilde sevgi gösterisi ile karşılanmasının bu gezilerden halkın ne kadar hoşnut olduğunun göstergesi. O yerinde oturup imza atmak yerine, devletin sıcak elini, şefkatini askere, polise, köylüye, çocuğa, kadına, engelliye, şehit ve gazi ailesinin ayağına giderek göstermeyi tercih etti ve ediyor da…
Aynen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da oturmak yerine ülkeyi ve dünyayı karış karış gezmesi gibi. Hatırlarsak Sayın Cumhurbaşkanımız bile çok geziyor, Ankara’da oturmuyor diye eleştirilmişti. Makamda oturmak artık eski yönetim tarzında, eski Türkiye’de kaldı.
Üstelik Cumhurbaşkanı’ndan sonra hainlere en sert konuşmaları yapan ve sözleriyle halkın sesi olan da o. Soylu ile beraber huzur ve güven operasyonlarında, FETÖ, DHKPC, PKK, YPG gibi terörist maşalarla, uyuşturucu başta olmak üzere kaçakçılıkla mücadelelerde de büyük ilerlemeler kaydedildi. Elbette bu kadar hainlerle mücadele eden bakanın göze gelmesi, eleştirilmesi, hatta tehditler alması kaçınılmaz. Ama bunu bir de içerdeki bizim insanımız yapınca olmuyor.
Hepimizin özellikle böylesine hassas dönemde bir ve beraber olması gerekirken, ülkesi, vatanı için canını feda edecek böyle cesur insanları desteklemek varken, kamuoyu önünde yıpratmaya yönelik kulaktan dolma bilgilerle yazılar yazılması gerçekten hoş olmuyor.
Keşke Sayın Soylu gibi böyle düşmana “artık çok oluyor” dedirten bakanlarımız çok olsa…