FransAlmanya'nın yeni yol haritası cebi olacak!

FransAlmanya'nın yeni yol haritası cebi olacak!

FransAlmanya'nın yeni yol haritası cebi olacak!

Kısa süre önce Strasbourg, Amsterdam ve Helsinki’den izlenimlerimi paylaşmıştım. Yenileri yolda. Biraz dostlarla yeni Türkiye'yi, biraz Avrupa'nın gerçeğini uzun soluklu tartıştık.

Özellikle benim için Brüksel çok özel.

Burada Avrupa Parlamentosu’ndan çok çalışma yaptık.

Ama en keyifli anlarsa Grand Place' da akşam saatleri Victor Hugo'nun evindeki sohbetlerdir.

Ya da Lübnan lokantası’nda Ruşen Hoca’nın damak tadındaki tespitleri.

Türkiye'den Avrupa, Avrupa'dan Türkiye öyle görüldüğü gibi değil.

Bir süredir üzerine odaklandığım sistem içerisinde ekonomik sendromlar yaşayan Avrupa.

Ancak bu Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor.

Yeni süreçte 2019 ve sonrası için uygulanacak AB stratejilerinin temeli özgürlükler ve ekonomi üzerine kurulacak. Yani en azından Avrupa böyle bakıyor.

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn, üyelik kriterleri üzerinde pazarlık yapılamayacağının altını çiziyor.

“Türkiye demokrasisi diye bir versiyon yok. Sadece bir demokrasi var. Türk halkı da Avrupalılar ile aynı özgürlükler içinde yaşama hakkına sahip.”

Bu önemli bir tespit. Avrupa'da ciddi bir Türkiye karşıtlığı hakim.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik müzakereleri henüz resmi olarak dondurulmasa da, Avrupa Parlamentosu’ndaki parlamenterlerin büyük bölümünün müzakerelerin askıya alınmasından yana.

Yine de Avrupa Birliği şu anda Türkiye’nin en büyük ticari ortağı konumunda.

Bu durumda bundan sonraki atılacak tüm adımlar ve yapılacak hamleler de ekonomi 1. kıstas.

Sürecin uygulamasında yani yeni bir Avrupa yapılanmasının belirlenmesinde de Fransa-Almanya başrolde. Cumhurbaşkanlığı seçimi bir gelenek haline gelse de soluğu Merkel'in yanında alan Macron'un hamlelerini de böyle okumalı.

AB entegrasyonunu derinleştirmeye yönelik orta vadeli bir yol haritası geliştirme konusunda anlaşıldı bile. Oysa bu Fransızlar için bir tabuydu adeta.

Şimdi yeni yol haritası için çalışacaklar da ülkelerin çoğunda durum içler acısı.

Bir süredir Atina, Roma, Portekiz, Madrid'i derinlemesine inceliyorum.

Rakamlar facia…

Birde AB'nin ekonomisini en iyi ortaya koyan bir kriter var.

Üye olmak isteyenlere şart koşuyor ya hani...

Maastricht Kriterleri...

Peki 'yap' diyenlerin bütçeleri buna uygun mu?

2013 sonlarına bir bakın.

Türkiye'nin genel borç stoğunun gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 35'lerde olurken, bu oran bir tek Letonya'da yüzde 41, Litvanya'da yüzde 40, Lüksemburg'da yüzde 23,3...

Almanya'da yüzde 80,4, Avusturya'da yüzde 74,2, Belçika'da yüzde 100,3, Hollanda'da yüzde 74,5, Fransa'da yüzde 92,7, İngiltere'de yüzde 93,6 gibi yüksek seviyelerinde.

Borçlandıkça radikalleşiyorlar.

Merkezde aşırı sağa kaydıkça da varın yorumu siz yapın.

Financial Times'da bundan 7 yıl önce James Wilson imzalı bir yazı vardı.

"Türkiye, büyüyen bir pazar ve stratejik bir ortak olarak, Avrupa ekonomisi için sadece imtiyazlı ortaklıkla yetinilemeyecek kadar önemli bir ülkedir. Avrupa Birliği ekonomisi uzun vadede, son derece önemli bu piyasa olmadan bir şey yapamaz."

Aradan geçen dönemde ne oldu. Avrupa yaşadı gördü.

Benim sözüm şu: Kimse tek başına bir şey yapamaz. Akıl, ortak çıkarlar ve toplumsal fayda ana kriterler olmalı.

Herkes aynaya hem yüzüyle, hem cebiyle bakmalı.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Üzgünüz ilginizi çekebilecek içerik bulunamadı...