Efendim bendeniz kulunuz ayağınıza gelip yüz sürmek için zat-ı şahanemizden icazet beklemekteyim. Yüksek şahsiyetinize erişmek için aşındırmadık kapı, başvurmadık duvar, yalvarmadık davar bırakmadım ama ne mümkün…
Zat-ı şahanelerini yerinde bulana aşk olsun, meşk olsun, ruhu cennette, düşmanları cehennemde kavrulsun.
Kapınızın önünde bekleyenlerin hoyratlığı bir yana, muhterem nefesinizden alıp, muteber kimlik edinmeye çalışan dalkavuklarınız yüzünden, sokağınıza, semtinize hatta şehrinize bile yaklaşmak biz zavallı kullarınıza yasak ve de haram kılınmıştır.
Derdimiz büyük, dermanımız tek sizsiniz ulu, yüce efendimiz.
On yıldır başvurmadık yatır, evliya bırakmadık. Bağladığımız çaputlardan, yaktığımız mumlardan, adadığımız kurbanlardan ne üstte kaldı ne başta ama ne mümkün. Hiç çare bulamadık ki, adınız yuvamıza, ocağımıza, otağımıza bir nur gibi indi.
Günümüz aydınlandı, yüreğimiz şenlendi, otağımız bayram, yatağımız seyran oldu ulu efendimiz.
Efendim işin özü ve de özlü sözü şudur ki;
“Bizim oğlan KPSS’yi bir türlü geçemiyor. Yüksek nefesinizden bir dua ve de ücreti mukabilinde birkaç sorucuk ihsan eyleseniz. Hani olmadı, mevcut torpillerden birisini ateşleseniz bizgilleri bahtiyar edersiniz.
Gücünüze ve kudretinize kurban olan ben deniz cennet kuşu ellerinizden ve de bilumum yerlerinizden öperim.
Kıymetli cevabınızı ve de cevap anahtarınızı hasret ve özlemle bekleyen kulunuz her daim duacınız olmaya devam edecektir.
Kulunuz, köleniz cennet kuşu bendeniz…