Adını ne koyarsınız koyun...
Sonuçta ekonomide yaşananlar ortada.
Özellikle iş dünyası bunu en iyi hissedenlerden...
Ve elbet sokakta ki vatandaşta..
Dünya pazarlarının gerçeği ortada..
Rekabet edebilmemiz için ciddi katkı şart...
Yani üretim giderleri öyle dengelenmeli ki, kimse bu sistemde boğulmasın..
EyvAllah..
İhracat artıyor artmasına da..
İthalat gerçeğimiz dengeleri bozmuyor mu?
İç pazarlarda...
Çarşı pazarda da domates biber patlıncanın fiyatını düşme adına tanzim satışlar kuruyoruz.
Elbet vatandaşın alım gücü için çok önemli..
Ne var ki bunu yaparkende finanse etme gerçeğimiz ortaya çıkıyor...
Bir cepten alıp bir cebe koyduğumuzda sübvanse etmekle nereye kadar...
Kendimizi kandırırız bir süreliğine...
Daha ürün tarladayken...
Üretirken, taşırken, hale gelirken çözümünü bulmalıyız....
Yoksa gerisi faso fiso..
Geçen Prof.Dr Özgür Demirtaş'ın bir yorumu dikkatimi çekti..
Diyor ki..
Krizi aşmak için:
Katma değerli mal üretip Satacak insana ihtiyacınız var.
Onun için:
Bu insanları yetiştirecek sisteme ihtiyacınız var.
Onun için:
Eğitimi evrensel,
Kurumları ve hukuku bağımsız...
Devleti Şeffaf yapmalısınız.
Başka yol yok,
Sağcı da, Solcu da olsanız
Başka yol yok..
Haksız mı hoca ne dersiniz?
Var mı başka yol?
Seçim geçip gidecek..
Ama...
Geçim hep en büyük gerçeğimiz olarak karşınızda...
Bu toplumun şu an üretilen tüm suni sorunların dışında babalar gibi kucağında 'ekonomi' duruyor...
Aynen bir saatli bomba gibi..
Asıl bu patlarsa hepimiz yanarız...
Siyasetçi sokakta siyasetini yaparken, sandığın kaderini de en çok 'geçim' etkileyecek...
31 Mart akşamı yorumlarız bunuda...
Ertesi gün kim kime '1 Nisan' diyecek görürüz...