Oturdum kara kaplı masaüstüne.
Gündem anasının gözü gibi.
Bir yandan aklım dün aktardığımda.
Hani şu salladığım üst akılda.
'Hayy...' değil, 'ta...' demeliymişim.
İktidar partisinin kuruluş sürecini özetlemiştim.
Sonra da daha eski notlarıma ulaştım.
Amerika'nın özellikle 'ılımlı isim' diye lanse etti Gül'lü hamlelere.
Enflasyonlar, devalüasyonlar, talanlar, yalanlar ve dolanların ardından psikolojik sendrom tepemizdeydi.
"Seveceksin kardeşim... seve seve..." diyorlardı.
E tamam ne yapalım aşk bu ya. Biz de seve seve bir hal olmuştuk.
Alavereyi, üç kağıdı, ince ayak oyununu ve taşeron kullanmayı sevenlerse büyümenin boyu kadar uzağa gidebiliyorlar.
Alışkınız ama seviyoruz. Seve seve yapıyoruz.
Sonra net olan kırmızı çizgiyi aştığında rengin morardığını görüyorsunuz.
Biz bu ülkede her şeyi seve seve kabul etmedik mi?
Vergiyi, al takke ver külahı, kasap havasını, kahpe Bizans’ı
2000 yılının 28 Mart'ın da analiz ettiğim bir yazımı buldum arşivden.
Başlığı Gül'in dikeni ve CIA.
Aynen şöyle demişim.
"Sistem partilerinin düzenleri birbirinden farklı değil. Egemen olan oligarşi, teşkilatları dilediği gibi yönlendirir ve hele bunda sistematik maneviyat ağırlıklıyla baş ne derse emredersiniz olur. Abdullah Gül’ün dikeniyle Fazilet Partisi’nde ne değişir? Açık sözlü, Erbakan’a rağmen eleştiren Gül, artı puanları topluyor toplamasına da sanırım sonuç Ecevit’in övgüler düzdüğü Fethullah’ın istediği gibi olacak."
Ve sonra şöyle devam ediyorum.
"İşin özü “İran’da değil, Amerika’da yaşarım” diyen Fethullah’tan ve Amerika’dan tam destek alan Gül’ün seçim öncesi çıkışı ve Nakşilerin Amerikancı kolu olarak bilinen dergahın desteğiyle bu nasıl bir senfoniye dönüşecek göreceğiz...
Methiyeler düzülen Fethullah (bölücü terör örgütü ele başı) içten içe büyüyor, Fazilet içinde farklı dengelere oynuyor. Sanırım 14 Mayıs’ta değişecek Fazilet’e ve 16 Mayıs’ta yeni ya da devam edecek sürece farklı merceklerle de bakmakta fayda var. Ne dersiniz? Ilımlı bir fazilet ile acaba yarın kimler ince iktidar hesapları yapıyor?"
Haaa diyeceksiniz…
Ulan yazdın da, anlattın da ne oldu.
Bir bok olmadı.
Anca arşive manşet oldu.
Ama bugün gelinen noktaya baktığımızda o sürecin analiz edilmesi gereken öyle çok yönü var ki?