Zaman zaman Avrupa'da ki dostlarımızla oturur sohbet ederiz.
Türkiye, siyaset, medya üçleminde aslında ne söyleseniz bazen boş.
Hep trajikomedya derim ben..
Kültür çok net oturmuş..
Biat üzerine kurulu sistemlerde ne siyaset, ne medya gelişiyor.
Öyle özgürlük üzerine söylenenleri falan es geçin.
Bakın başlıklara, köşelere. Her satır çok keskin, ayrışmış ve tehlikeli.
Lafla yürüseydi o gemiler, Parmesan kral olurdu..
İletişimsizlik ve tek bir bakış açısını üzerine kurulu yapılar çökmeye mahkumdur.
Sistemi tamamen kontrol mekanizması üzerinde kurmakta mantıksal hatadır.
Nerede özgün editöryol yorum. Nerede sokakta ki asıl habercinin algısı ve refleksi?
Bugün neredeyse bir çok kurum kendi basın ofislerini kurmuş, tek tip haber bilgi görsel servisinde.
Yani sizin nasıl görmeniz isteniyorsa o şekilde önününe sunuluyor.
Yada kendilerini nasıl göstermek isterlerse...
Ve bununda adına iletişim diyorlar...
Medya mutfakları da alıyor bunları copy pasteyle ürünlerine yansıtıyor.
Bunuda siyasal oterite iyi kullanıyor. Çünkü yönettiğini, kontrol ettiğini düşünüyor. Besliyorsa da böyle düşünmesi normal. Ve devamında kimse kendi gerçeğiyle yüzleşmiyor.
Tiraj, okunma, izlenme, takip edilirlik...
Sıfır içerik... Vizyon, kültürel yozlaşma...Ki bunlara ihtiyaç ta yok.
Özellikle de belediye mutfakları..
Günde 20 haber geç, ertesi gün medya takipte şu kadar sitede gazetede tv de yer al..
Sonra Başkana, yada yöneticisine 'bugün şu kadar yerde kurumumuzun haberi yer aldı. Vallahi çok iyiyiz' yorumuyla herkes seni anlamış olmuyor...
Yaşasam, büyüsem, çocukluğum geçsede şu an İzmir'de oturmuyorum ama..
Tunç başkan suyu yüzde 10 daha ucuzlatmış...
Ben buna bakıyorum... Bilginin ulaşma yöntemine, içeriğine...
Ambargocu dar bakış açılarının, sığ insanların bunu algılamasını elbet beklemiyorum.
Ancak.. Ucuzlatılan sistem içerisinde medya erkinin kontrol edilebilir hale getirilmesi çok vahim bir kavramdır. Bu öyle sürdürülebilir borçlandırmaya benzemez...
Besle, büyüt, kontrol et...
Nereye kadar...
Sonuçta Türkiye'de mevcut durum budur...
Hele ki birilerininde uluslararası krize el atıp, siyasi taşeronluk yapması kadar da tehlikeli bir durum yoktur. Böylede sittin sene bir nane olmaz.. Şehir yönretenleri de bunlara teslim olmamalıdır.
Bu durumda da ne siyaset, ne medyanın inandırıcılığı kalmaz.
Zaten yokta..
Ne mi yapmalı?
Eleştirmek en basiti elbette.
Çok basit..
İnsan kaynağının kalitesi...
Bu yükseldikçe inanın eleştiri ve içerik kültürüde kendiliğinden gelişir...
Avrupa'yla Türkiye'de ki fark ta işte burada...
Yeni seçimlerle Avrupa Parlamentosu yeniden yapılanırken bu hafta Berlin'den, Brüksel'e bunları oturup konuşacağız farklı düşünen bakış açılarıyla..
İnsan,toplum ilişkilerini, Halkla ilişkileri, haltla ilişkilerden kurtarma stratejilerini..
Dediğim gibi aslında zor değil.
Sizlere şimdiden iyi bayramlar..
Sağlık, huzur ve aydınlıkla kalın..