Uludağ büyük zirve yürüyüşü izlenimleri - 8

Aslında, bu hafta yazı dizisini bitirme kararı almıştım. Ancak, yürüyüşteki olayları yazdıkça yeni konular açılıyor ve okuyucuyu bu konuda bilgilendirmek ve bilinçlendirmek düşüncesiyle, bu konuları da anlatma ve okuyucuya aktarma gereksinimi duyuyorum. B

Uludağ büyük zirve yürüyüşü izlenimleri - 8

Çoban İsmailin hava tahmini
Beş kişilik ekip olarak çoban İsmailin özenerek hazırladığı çayını içerken, konu konuyu açıyor ve sohbetimiz devam ediyordu. Buna karşılık, hava da yavaş yavaş bozulmaya başlıyordu. Kuşkusuz, İsmail de hazır konuşacak birilerini bulmuşken, bizi bir türlü bırakmak istemiyordu. Biz, “İsmail, bak hava yağacak ve bizim yolumuz epey uzun” desek de, bizimle koyunlara arkası dönük olarak konuşan İsmail “Daha yağmaz, aksi halde koyunlar köye doğru hareket eder” diyordu. Bu söz üzerine hepimiz gülmeye başladık ve “İsmail bak, sen görmüyorsun ama senin koyunlar aşağı doğru otlamaya başladılar ve yavaş yavaş iniyorlar” dedik.
Çoban İsmailin kişiliği, saflığı, içtenliği ve temiz kalbi dışında, hava tahminini koyunlarının hareketlerine göre yapması, bir istatistikçi olarak benim takdirimi kazanmasına neden olmuştu. Bu durum, İsmailin adını bilmese de, sübjektif istatistiği ne kadar basit ve etkin bir biçimde kullandığını görmeme neden oldu. Sonunda İsmail, “O zaman ben sizi geçireyim” dedi ve koyunlarından ve onların boyunlarındaki çıngırak seslerinden epey uzaklaşana kadar bizimle geldi. O bölgedeki oldukça yüksek olan tepeye birlikte ulaşmıştık. Diğer taraftan, kangallardan birisi de belirli bir mesafe uzaktan bizi ve sahibini izliyor ve adeta o da bizi yolcu ediyordu. İsmailin neredeyse bizden ayrılmaya niyeti yok gibiydi. Belli ki bizi çok sevmişti ve tabii ki biz de onu çok sevmiştik. Yaklaşık 2500 metre yükseklikteki rakımda, bu güzel insanın kalbinin derinliklerine ulaşmıştık.
Uludağın yüksek rakımında
doğanın ve manzaranın büyüsü
Tepeden geri baktığımızda koyunlar oldukça uzaktaydı, artık boyunlarındaki çıngırak sesleri de duyulmuyordu ve çok küçük görünüyorlardı. İsmail ise hala bizi geçirmeye devam ediyordu. Sonunda, ayrılma zamanı gelmişti ve bu gönlü güzel insan ile vedalaştık. Ona evlenebilmesi için dua edeceğimizi söyleyerek ayrıldık. Rehberimiz Nazif Hoca, artçımız Ferudun bey, Vali yardımcımız Nevzat bey, Yunus Hoca ve benden oluşan ekibimiz, havanın bozulma durumunu da düşünerek, performans yürüyüşü niteliğinde hızlı bir şekilde yolumuza devam etmeye başladık. Epey dinlendiğimiz için adeta hepimiz yürüyüşe yeni başlamış gibiydik.
Yaklaşık 2500 metre yükseklikteki rakımda, ağaçlık ve ormanlığın olmadığı bir ortamda, taş ve kayalı sert zeminde ve dayanıklı küçük bitki örtüsü parkurunda yürümek, o anda bulutların dansını andıran hızlı hareketleri gözlemlemek, uçurum niteliğindeki derin ve dik vadileri izlemek inanılmaz romantik ve keyifliydi. Kuşkusuz, “Ne yaparsan yap, aşk ile yap” mottosuyla hareket eden benim gibi şahsına münhasır birisi için bu yüksek rakımda doğanın ve manzaranın büyüsüne kapılmamak elde değildi. O zaman; iç dünyanıza dönerek kendinizi dinleyebiliyorsunuz ve bir taraftan evrende bir noktadan ibaret olduğunuzu, diğer taraftan ise evrende çok şeyi ifade ettiğinizi anlıyorsunuz. Bir taraftan çok şeysiniz diğer taraftan hiçbir şeysiniz. Çokluk ile yokluk arasında kalbinizle konuşuyorsunuz.
Bir istatistikçi zirvede ne düşünür?
Kendini bilime ve istatistiğe adamış birisinin hassas bir kalbi ve geniş bir gönlü varsa duyu organlarının tamamını harekete geçirerek gözlem yapar, veri toplar, belleğine kaydeder ve o verileri anlamlı bilgiye dönüştürür. Diğer bir deyişle, akademisyen bir istatistikçi Uludağın zirvesinde sadece yürümekle kalmayıp duyu organlarından gözleri ile etrafı tarar, kulakları ile doğanın sesini duyar, burnu ile kekik kokularını ve/veya parfüm niteliğindeki bitki örtüsünün kokusunu alır, yanından geçtiği kayalara dokunur ve susadığında içtiği suyun tadında kaybolur. Ayrıca, hayatın her alanında ve ortamında istatistiği içselleştiren benim gibi bir bilim insanı için bu tepelerin her biri normal dağılımı ve ardışık tepeler ise çok tepeli bir dağılımı andırır. Bu tepeler ekonomideki dalgalanmalara da benzetilebilir. Dalgalanmanın (tepenin) yüksekliği, şiddeti ve oluşumu da ayrı bir merak konusudur.
Görüldüğü gibi, bir istatistikçi için dağda da olsa gözlemlenen her nesnenin niceliği ve niteliğinin yanında karşılaşılan olaylar arasındaki sebep-sonuç ilişkileri de ayrı bir anlam ifade eder. Olağan seyrinde giden olayların normal dağılıma uyması, dengesiz dağılan olayların Pareto prensibini göstermesi, olayların aritmetik dizi biçiminde sistematik olarak veya geometrik dizi biçiminde oransal veya üstel olarak değişmesi veya gözlemlenmesi, damarlarına istatistik kanı karışan kişilerde rastlanan davranışlardır. Bu örneklerin sayısı o kadar çok artırılabilir ki olay, sonunda şizofreniye bağlanmadan, konuyu kapatayım. Sanırım, algıda seçicilik bu olsa gerek. Tıpkı kullandığınız arabanızın markası ne ise, trafikte giderken o marka arabaların sizin dikkatinizi çekmesi gibi. Haftaya havanın bozması, yağmurun şiddetlenmesi, gök gürültüsü, şimşek çakması ve ekibimizi bekleyen fırtına tehlikesi ile yazımıza devam edeceğiz.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Üzgünüz ilginizi çekebilecek içerik bulunamadı...