ZAFER ÖZCİVAN

ZAFER ÖZCİVAN

EKONOMİST - YAZAR

İŞ DÜNYASINI “SATILABİLİR OLANI” DEĞİL, “GEREKLİ OLANI” DÜŞÜNMEYE ZORLAMAK

İŞ DÜNYASINI “SATILABİLİR OLANI” DEĞİL, “GEREKLİ OLANI” DÜŞÜNMEYE ZORLAMAK

Bugün iş dünyasına baktığımızda çoğu kararın tek bir eksende döndüğünü görüyoruz: “Bu satılır mı?” Sorunun kendisi yanlış değil elbette. Bir ürünün, bir hizmetin ayakta kalabilmesi için satılması gerekir. Ama mesele şu ki, zamanla bu soru her şeyin önüne geçmiş durumda. “İnsanlara ne lazım?” sorusu geri planda kalırken, “neyi daha kolay satarız?” sorusu ön plana çıkmış durumda.

Oysa bir ekonomiyi sadece satış rakamlarıyla ayakta tutmak mümkün değil. Çünkü satış dediğimiz şey, bazen ihtiyacın değil, alışkanlığın ya da mecburiyetin sonucudur. Asıl güçlü ekonomi ise “gerçekten gerekli olanı” üretebilen ekonomidir. Yani insanların hayatını kolaylaştıran, toplumun sorunlarına çözüm getiren, uzun vadede değer üreten bir yapıdan bahsediyoruz.

SATILABİLİR OLANLA GEREKLİ OLAN ARASINDAKİ FARK

İş dünyasında “satılabilir olan” genellikle hızlı geri dönüş veren alanları ifade eder. Moda ürünleri, kısa ömürlü tüketim malları, pazarlama gücü yüksek ama faydası sınırlı hizmetler… Bunlar piyasada hızlı döner, şirketi ayakta tutar, büyüme rakamlarını yukarı çeker.

Ama “gerekli olan” biraz daha derindir. Sağlık hizmetleri, eğitim kalitesi, gıda güvenliği, altyapı yatırımları, enerji verimliliği, üretim teknolojileri… Bunlar hemen büyük kâr getirmeyebilir. Hatta çoğu zaman sabır ister, uzun vadeli planlama ister. Ama bir toplumun gerçek gücü tam da bu alanlarda ortaya çıkar.

Sorun şu ki, piyasa mekanizması çoğu zaman kısa vadeli olanı ödüllendirir. Hızlı satılan, hızlı tüketilen, hızlı kazandıran işler daha cazip hale gelir. Gerekli olan ama sabır isteyen alanlar ise geri planda kalabilir.

NEDEN “GEREKLİ OLAN” GERİDE KALIYOR?

Bunun birkaç temel sebebi var. Birincisi, risk algısıdır. İş dünyası doğal olarak riskten kaçınır. Hızlı satılan ürün daha öngörülebilirdir, talebi daha nettir. Ama “gerekli olan” çoğu zaman daha belirsizdir. Talebi ölçmek zordur, geri dönüş süresi uzundur.

İkincisi finansman yapısıdır. Kısa vadeli kazanç baskısı, şirketleri hızlı dönen işlere iter. Yatırımcı da çoğu zaman hızlı sonuç görmek ister. Bu da uzun vadeli toplumsal fayda üreten projelerin önünü daraltır.

Üçüncüsü ise ölçme alışkanlığıdır. Bir şirketin başarısı çoğunlukla ciro, kâr, büyüme oranı gibi sayılarla ölçülür. Ama “topluma ne kadar fayda sağladı?”, “hangi sorunu çözdü?” gibi sorular genelde ikinci planda kalır.

SADECE SATMAK YETMEZ

Bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça görmek gerekiyor: Sadece satmak, uzun vadede yeterli bir başarı ölçütü değil. Çünkü toplumun ihtiyaçları değişiyor. İklim krizi, şehirleşme sorunları, eğitimde eşitsizlik, sağlık sisteminin yükü gibi alanlar artık ertelenemez durumda.

Eğer iş dünyası sadece “kolay satılan” alanlara yönelirse, bu sorunlar daha da büyür. Ve sonunda bu büyüyen sorunlar, yine iş dünyasını da etkiler. Yani aslında “gerekli olanı görmezden gelmek”, uzun vadede ekonomik istikrarı da zayıflatır.

Bir başka deyişle, kısa vadeli satış kazancı ile uzun vadeli toplumsal ihtiyaç arasında bir denge kurulmadığında, sistem kendi içinde kırılgan hale gelir.

İŞ DÜNYASINA YENİ BİR BAKIŞ AÇISI

Burada mesele iş dünyasını suçlamak değil. Tam tersine, iş dünyasına daha geniş bir perspektif kazandırmak meselesi. Çünkü iş dünyası sadece mal ve hizmet üreten bir yapı değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümün de en önemli aktörlerinden biri.

Bu nedenle artık şu sorular daha fazla sorulmalı:

– Bu ürün sadece satılıyor mu, yoksa bir problemi de çözüyor mu?
– Bu hizmet sadece talep görüyor mu, yoksa gerçekten ihtiyaç mı karşılıyor?
– Bu yatırım sadece kısa vadeli kazanç mı sağlıyor, yoksa uzun vadeli bir değer mi üretiyor?

Bu soruların artması, iş dünyasını zayıflatmaz. Aksine daha sağlam, daha sürdürülebilir bir yapıya dönüştürür.

KISA VADELİ KAZANÇ ALDATMACASI

Bugün birçok sektörde “hızlı büyüme” baskısı var. Şirketler kısa sürede büyümek, yatırım almak, piyasada yer kapmak istiyor. Bu anlaşılabilir bir durum. Ama bu hız, bazen yönü kaybettirebiliyor.

Hızlı büyüyen ama toplumsal ihtiyaçla bağı zayıf olan bir yapı, bir süre sonra kendi sınırına dayanır. Çünkü gerçek talep ile yapay talep arasındaki fark zamanla ortaya çıkar. İnsanlar gerçekten ihtiyaç duymadığı ürünleri uzun süre tüketmez.

GEREKLİ OLANI DÜŞÜNMEK BİR LÜKS DEĞİL

Bazı çevrelerde “gerekli olanı düşünmek” bir tür idealizm gibi görülür. Sanki sadece iyi niyetli bir yaklaşım, ama ekonomik gerçeklerle çok örtüşmeyen bir fikir gibi algılanır. Oysa tam tersi doğrudur.

Bugünün dünyasında “gerekli olanı üretmek”, artık bir lüks değil zorunluluktur. Çünkü kaynaklar sınırlı, zaman sınırlı, sorunlar ise giderek büyüyor. Enerjiden gıdaya, eğitimden sağlığa kadar birçok alanda daha akılcı, daha hedefli, daha ihtiyaç odaklı üretim modellerine ihtiyaç var.

SONUÇ: PİYASANIN YÖNÜNÜ YENİDEN DÜŞÜNMEK

İş dünyasını sadece “satılabilir olanı” üretmeye zorlayan bir düzen, kısa vadede canlı görünse bile uzun vadede eksik kalır. Çünkü toplumun gerçek ihtiyacı sadece tüketim değildir; çözüm, denge ve sürdürülebilirliktir.

Bu yüzden iş dünyasının bakış açısının genişlemesi gerekiyor. “Bunu satabilir miyim?” sorusunun yanına güçlü bir şekilde “Buna gerçekten ihtiyaç var mı?” sorusu da eklenmeli.

Belki de asıl dönüşüm tam burada başlayacak. Çünkü bir ekonomiyi güçlü yapan şey sadece ne kadar sattığı değil ne kadar doğru şeyi sattığıdır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ