Savaş uzakta değil: Faturası ekonomiye kesiliyor
- 06-05-2026 09:00
- 09-07-2026 18:17
Mart ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısıyla başlayan gerilim ilk günlerde birçok kişiye “uzak bir coğrafyada yaşanan kriz” gibi geldi. Ama öyle olmadı. Bu savaşın etkileri yavaş yavaş Türkiye ekonomisinin içine sızmaya başladı.
Aslında bekleniyordu. Çünkü savaş sadece cephede yaşanmaz; maliyeti üretime, ticarete, en sonunda da vatandaşın cebine yansır.
Şimdi o sürecin ilk sinyallerini görüyoruz.
Mart ayında açıklanan dış ticaret verileri çok net bir tablo ortaya koyuyor: Türkiye daha az ihracat yapıyor, daha fazla ithalat yapıyor. Yani denge bozuluyor.
İhracatta yüzde 6,4’lük bir düşüş var. Özellikle imalat sanayi tarafındaki gerileme dikkat çekici. Ama asıl kırılma düşük teknolojili ürünlerde. Türkiye’nin en büyük ihracat kalemlerinden biri olan bu grupta düşüş yüzde 15’i aşmış durumda.
Peki neden?
Cevap savaşın yönünde saklı.
Avrupa’ya ihracatımız görece sınırlı düşerken, Orta Doğu’ya yapılan satışlarda çok daha sert bir daralma var. Yani savaşın yaşandığı bölgeyle ticaret adeta yavaşlamış durumda. Belirsizlik arttıkça siparişler kesiliyor, ticaret daralıyor.
İthalat tarafında ise tam tersi bir hareket var.
Mart ayında ithalat yüzde 8’in üzerinde artmış. Özellikle ara malı ithalatındaki yükseliş dikkat çekiyor. Bunun bir kısmı petrol fiyatlarındaki artıştan, bir kısmı da firmaların “yarın daha pahalı olur” endişesiyle stok yapmasından kaynaklanıyor.
Sonuç ortada: dış ticaret açığı hızla büyüyor.
Ocak ve şubatta 8-9 milyar dolar civarında olan açık, martta 11 milyar doları aşmış. Turizm gelirleri ise bu açığı kapatmaya yetmiyor.
Asıl tehlike ise henüz kapıda.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler petrol fiyatlarını yukarı itmeye devam ederse, tablo daha da ağırlaşacak. Şimdiden 100 doların üzerine çıkan petrolün 130-150 dolar seviyelerine çıkabileceği konuşuluyor.
Bu ne demek?
Daha pahalı üretim, daha yüksek enflasyon, daha büyük cari açık demek.
Yani savaş sadece sınırların ötesinde değil, ekonominin tam içinde yaşanıyor.
Bugün markette gördüğümüz fiyat artışları, yarın sanayicinin artan maliyetleri, öbür gün kur üzerindeki baskı… Hepsi aynı zincirin halkaları.
Şimdi asıl soru şu:
Bu faturayı kim ödeyecek?
Vatandaş mı, üretici mi, yoksa devlet mi?
Ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde alacağı kararlar bu sorunun cevabını belirleyecek. Ama görünen o ki, kolay bir süreç bizi beklemiyor.
Kısacası…
Silahlar susmuş gibi görünse de ekonomik savaş daha yeni başlıyor.