Bu çocuklara ne oluyor böyle?

Bu çocuklara ne oluyor böyle?

Bir okulun önünde silah taşıyan 15 yaşındaki çocuk… 11 yaralı…

 Ve hepimizin sorması gereken bir soru:

Bu çocuklara ne oldu?

Eskiden okullardaki katliamları Amerika’dan, Avrupa’dan gelen haber görüntülerinde izlerdik.

Televizyon ekranlarında bir okulun önünde koşuşturan çocuklar, siren sesleri, ağlayan aileler…

“Bize uzak” derdik.

Sonra Hollywood filmleri ve dizileri hayatımıza daha fazla girdi.

Şiddet, ölüm, işkence, intikam, silah…

Derken bilgisayar oyunları…

Çocuklar sanal dünyalarda insanları öldürdü, şehirleri havaya uçurdu, silahlarla saldırdı.

Öldürdükçe puan kazandı.

Şiddet, eğlencenin bir parçasına dönüştü.

Sonra sosyal medya geldi.

Ve çocukların dünyası artık sadece ev, okul ve sokaktan ibaret olmaktan çıktı.

Ekran, dünyanın tamamı haline geldi.

Ama burada çok dikkatli olmamız gereken bir nokta var:

Bir çocuğun şiddet içeren içerik izlemesi ya da bilgisayar oyunu oynaması, onu şiddet uygulayan birine dönüştürmez.

Mesele bu kadar basit değil.

Çünkü çocuk dediğimiz canlı; aile, okul, arkadaş çevresi, ekonomik koşullar, psikolojik durum, sosyal çevre, dijital dünya ve yaşadığı toplumun bütün etkileriyle şekilleniyor.

ÇOCUKLARIMIZIN DÜNYASINDA NE DEĞİŞTİ?

22 Eylül sabahı Manisa'nın Turgutlu ilçesinde yaşananlar bu soruyu yeniden önümüze koydu.

İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında 15 yaşındaki H.O.'nun av tüfeğiyle ateş açması sonucu 2'si ağır olmak üzere 11 öğrenci yaralandı.

Şüpheli kısa sürede yakalandı. Anne, baba ve dedesi de gözaltına alındı.

Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde ise çocuğun elinde silahla okulun bulunduğu sokağa doğru yürüdüğü görülüyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Elinde silahla yürüyen 15 yaşındaki bir çocuğu hiç kimse görmedi mi?

Gördüyse neden müdahale edilmedi?

Neden polisi arayan olmadı?

Silah o çocuğun eline nasıl geçti?

Ve belki de en önemlisi:

Bir çocuk, okul arkadaşlarının üzerine ateş etmeyi nasıl düşünebilir hale geldi?

İşte asıl konuşmamız gereken yer burası.

Bu çocuğun pandemi döneminde 9 yaşında olduğunu düşünelim.

Sokağa çıkamadığı…

Okula gidemediği…

Arkadaşlarıyla yüz yüze görüşemediği…

Büyük ölçüde ekranlara kapandığı…

Ailelerin ekonomik ve psikolojik baskılarla mücadele ettiği…

Bazı evlerde şiddet ve istismarın arttığı…

Bazı çocukların ise eğitimden ve sağlıklı beslenmeden ciddi biçimde etkilendiği bir dönem.

Dünya Sağlık Örgütü'nün Avrupa Bölgesi'ne ilişkin değerlendirmeleri de pandemi dönemindeki okul kapanmaları, sosyal izolasyon ve mesafe önlemlerinin çocuk ve ergenlerin ruh sağlığı ve iyi oluşu üzerinde etkileri olduğunu ortaya koyuyor.

AYNI PANDEMİ, FARKLI ÇOCUKLARIN HAYATINDA AYNI İZLERİ BIRAKMADI

Dolayısıyla pandemiyi bu tartışmanın dışında bırakmak doğru değil.

Ama tersinden de aynı hatayı yapmamalıyız.

“Pandemi çocukları böyle yaptı” diyemeyiz.

Çünkü milyonlarca çocuk aynı pandemi sürecinden geçti.

Hepsi şiddete yönelmedi.

Hepsi içine kapanmadı.

Hepsi akademik olarak başarısız olmadı.

Hepsi sosyal ilişkilerini kaybetmedi.

Demek ki pandemi tek başına açıklama değil.

Ama mutlaka araştırılması gereken bir değişken.

Üstelik pandemi döneminde çocukların yaşadığı deneyim de aynı değildi.

Bir çocuğun ailesi ekonomik olarak ayakta kalabiliyorsa…

Evinde bilgisayar varsa…

Hızlı interneti varsa…

Kendi odası varsa…

Anne-babası onunla ilgilenebiliyorsa…

Kitaba, eğitime, spora, sanata ulaşabiliyorsa…

Pandemi onun için başka yaşandı.

Başka bir çocuğun evinde ise durum bambaşkaydı.

İşini kaybeden anne-baba…

Yetersiz beslenme…

Küçük bir evde kalabalık yaşam…

Uzaktan eğitime erişememe…

Aile içi gerilim…

İstismar riski…

Ve bütün bunların üzerine sosyal izolasyon…

İşte bu yüzden sosyoekonomik koşulları da konuşmak zorundayız.

Bir de ekran meselesi var.

Şiddet içerikli medya ile saldırganlık arasında ilişki bulunduğunu ileri süren araştırmalar olduğu gibi, bu ilişkinin boyutunu ve nedenselliğini tartışan çalışmalar da var.

Yani çocuğun eline oyun konsolu verip “katil yaptık” demek de yanlış.

Ama çocukların yıllarca şiddetin normalleştirildiği içeriklerle büyümesini önemsiz görmek de doğru değil.

Çocuk ne görüyor?

Ne izliyor?

Ne oynuyor?

Kimi örnek alıyor?

Bir sorun yaşadığında kiminle konuşuyor?

Öfkelendiğinde ne yapacağını biliyor mu?

Kaybetmeyi öğrenmiş mi?

Reddedilmeyi öğrenmiş mi?

Hayal kırıklığıyla baş edebiliyor mu?

Empati kurabiliyor mu?

Bunların hepsi aynı dosyanın parçaları.

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK / ADLİ SÜREÇTEKİ ÇOCUK

Türkiye'de çocukların işlediği ağır suçlar konusunda hukuk sistemi de önemli bir değişim yaşadı.

2026 yılında yapılan düzenlemeyle Çocuk Koruma Kanunu'ndaki “suça sürüklenen çocuk” ifadesi “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirildi.

Yeni düzenlemede ağır suçlar bakımından daha yüksek yaptırımların önü açılırken, çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına karşı da yeni hükümler getirildi.

Çocuğu nasıl koruyacağız? Ve aynı anda toplumun geri kalanını nasıl koruyacağız?

Manisa'da şimdi anne, baba ve dedenin de gözaltında olması bu açıdan ayrıca önemli.

Çünkü çocuğun eline silahın nasıl geçtiği sorusu, saldırının kendisi kadar önemli.

Bir çocuk 15 yaşında. Ama silah yetişkinlerin dünyasının ürünü.

O silah nereden geldi? Nasıl saklandı? Çocuk nasıl ulaştı? Kim sorumluydu?

Bunların hepsi muhtemelen soruşturulur.

Adalet Bakanlığı da olayla ilgili kapsamlı soruşturma başlatıldığını ve iki Cumhuriyet savcısının görevlendirildiğini açıkladı.

ÇOCUKLARI ŞİDDETLE İLİŞTİREN ETKENLER

Akran zorbalığı var. Sosyal medya var. Dijital bağımlılık var. Aile içi iletişimsizlik var. Silaha erişim var. Okullardaki psikolojik danışmanlık mekanizmalarının kapasitesi var.

Öğretmenin çocuğu fark edebilmesi var. Ailenin çocuğunu gerçekten tanıyıp tanımadığı var.

Çocuğun yalnızlığı var. Ekonomik eşitsizlik var. Pandeminin bıraktığı izler var.

Ve bütün bunların üzerine bir de şiddetin sıradanlaştırıldığı bir kültür var.

Anlayacağınız var oğlu var.

O yüzden sosyologlara, psikologlara, eğitimcilere, çocuk gelişimi uzmanlarına, hukukçulara çok ciddi bir görev düşüyor.

Bu mesele siyasi kamplara bölünmeden araştırılmalı.

“Bizim çocuklarımız yapmaz” kolaycılığına kaçmadan...

“Gençler bozuldu” nostaljisine sığınmadan…

“Bütün suç bilgisayar oyunlarında” diyerek meseleyi basitleştirmeden…

“Pandemi yaptı” diyerek tek bir sebebe indirgemeden…

Çocuklarımızın dünyasında ne olduğunu gerçekten anlamaya çalışmalıyız.

Çünkü çocuklar bir sabah uyanıp şiddet yanlısı olmuyor.

Bir şeyler birikiyor. Bir şeyler eksiliyor. Birileri görmüyor. Birileri duymuyor. Birileri zamanında müdahale etmiyor.

Başka bir çocuğun eline aynı silah geçmeden ne yapacağız?

Asıl başarı; o çocuğun hiçbir zaman o silahı eline almamasını sağlayabilmektir.

Bunu başaramıyorsak…

Sadece çocukları değil, kendimizi de sorgulamak zorundayız.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ