İRAN SAVAŞININ SEBEPLERİ VE GELİNEN NOKTADA KAZANAN VE KAYBEDEN ÜLKELER

İRAN SAVAŞININ SEBEPLERİ VE GELİNEN NOKTADA KAZANAN VE KAYBEDEN ÜLKELER

Ortadoğu’nun kırılgan dengeleri, son yıllarda giderek daha sert fay hatları üzerinde hareket ediyor. Bu sürecin en kritik başlıklarından biri ise hiç kuşkusuz İran merkezli gerilimler ve bunun savaşa evrilme ihtimali ya da fiili çatışma süreçleridir. İran’ın hem bölgesel hem de küresel sistemdeki konumu, bu savaşın yalnızca iki taraflı bir mesele olmadığını; aksine çok katmanlı, çok aktörlü ve uzun vadeli sonuçlar doğuran bir güç mücadelesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

SAVAŞIN TEMEL SEBEPLERİ

İran merkezli çatışmaların kökenine bakıldığında, birkaç ana dinamiğin öne çıktığı görülmektedir. Bunların başında jeopolitik rekabet gelmektedir. İran, devrim sonrası dönemde kendisini Batı karşıtı bir eksende konumlandırmış ve özellikle ABD ile uzun süreli bir gerilim hattı oluşturmuştur. Bu gerilim, yalnızca ideolojik değil; aynı zamanda enerji kaynakları, ticaret yolları ve bölgesel nüfuz alanları üzerinde yoğunlaşan bir güç mücadelesidir.

Bir diğer önemli neden, mezhep eksenli bölgesel rekabettir. İran’ın Şii eksenli politikaları, başta Suudi Arabistan olmak üzere Sünni ağırlıklı ülkelerle karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Bu durum, özellikle Yemen, Suriye ve Irak gibi ülkelerde vekâlet savaşları şeklinde kendini göstermiştir.

Enerji faktörü de savaşın ana belirleyicilerinden biridir. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktalar, dünya petrol ticaretinin kalbi niteliğindedir. İran’ın bu bölgelerdeki etkisi, küresel enerji güvenliği açısından kritik bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, İran’a yönelik her askeri veya siyasi hamle, küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açmaktadır.

GELİNEN NOKTA: ASKERİ VE EKONOMİK TABLO

Bugün gelinen noktada İran ile doğrudan ya da dolaylı çatışma süreci, klasik bir savaş tanımının ötesine geçmiştir. Bu durum, hibrit savaş unsurlarının öne çıktığı, siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar ve vekil güçlerin sahada aktif rol oynadığı bir yapı arz etmektedir.

Özellikle İsrail ile İran arasındaki gerilim, zaman zaman doğrudan askeri saldırılarla kendini göstermektedir. İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik operasyonları ve İran’ın buna dolaylı yanıtları, bölgedeki tansiyonu sürekli yüksek tutmaktadır.

Ekonomik açıdan ise İran, ağır yaptırımlar altında ciddi bir daralma yaşamaktadır. Petrol ihracatının sınırlanması, finansal sistemden dışlanma ve yabancı yatırımların çekilmesi, ülke ekonomisini zor durumda bırakmıştır. Ancak buna rağmen İran, alternatif ticaret yolları ve bölgesel iş birlikleriyle ayakta kalmaya çalışmaktadır.

KAZANAN ÜLKELER

Bu çatışma sürecinde bazı ülkelerin göreli avantaj elde ettiği görülmektedir. Öncelikle ABD, bölgedeki askeri varlığını güçlendirerek stratejik üstünlüğünü pekiştirmiştir. Aynı zamanda enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, ABD’nin enerji ihracatçısı konumunu daha da değerli hale getirmiştir.

Bir diğer kazanan olarak Rusya öne çıkmaktadır. Rusya, İran ile geliştirdiği ilişkiler sayesinde hem Batı’ya karşı yeni bir denge unsuru oluşturmuş hem de enerji piyasalarındaki fiyat artışlarından fayda sağlamıştır.

Ayrıca Çin, İran ile yaptığı uzun vadeli enerji ve altyapı anlaşmaları sayesinde stratejik kazanımlar elde etmiştir. Çin, bu süreçte hem enerji arz güvenliğini sağlamış hem de “Kuşak ve Yol” projesi kapsamında bölgedeki etkisini artırmıştır.

KAYBEDEN ÜLKELER

Savaşın en büyük kaybedeni ise doğrudan İran olmuştur. Ekonomik yaptırımlar, iç siyasi baskılar ve toplumsal huzursuzluklar, ülkenin iç dengelerini zorlamaktadır. İran, askeri anlamda direnç gösterse de ekonomik ve sosyal maliyetler oldukça ağırdır.

Bununla birlikte bölge ülkeleri de ciddi kayıplar yaşamaktadır. Irak ve Suriye gibi ülkeler, uzun süredir devam eden çatışmalar nedeniyle altyapılarını büyük ölçüde kaybetmiş ve ekonomik olarak çökmüş durumdadır.

Avrupa ülkeleri de dolaylı kaybedenler arasında yer almaktadır. Özellikle enerji arzındaki belirsizlikler ve artan fiyatlar, Almanya ve Fransa gibi sanayi ekonomilerini zorlamaktadır. Ayrıca göç dalgaları ve güvenlik riskleri de Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı diğer önemli sorunlardır.

SONUÇ: KAZANAN YOK, KAYBEDEN ÇOK

İran savaşı olarak adlandırılan bu çok katmanlı çatışma süreci, klasik anlamda net kazananların olduğu bir tablo sunmamaktadır. Kısa vadede bazı ülkeler stratejik avantajlar elde etmiş gibi görünse de uzun vadede küresel istikrarsızlık, tüm aktörler için risk oluşturmaktadır.

Enerji fiyatlarındaki oynaklık, ticaret yollarındaki güvenlik sorunları ve artan askeri harcamalar, dünya ekonomisi üzerinde ciddi baskılar yaratmaktadır. Bu nedenle, İran merkezli bu gerilim yalnızca bölgesel bir kriz değil; aynı zamanda küresel sistemin geleceğini şekillendiren bir kırılma noktasıdır.

Sonuç olarak, bu savaşın gerçek kazananı yoktur. Ancak kaybedenlerin sayısı her geçen gün artmakta; en büyük bedeli ise her zaman olduğu gibi halklar ödemektedir. Bu tablo, diplomasi ve diyalogun ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ