OECD’YE GÖRE MAAŞ ARTIŞLARI

OECD’YE GÖRE MAAŞ ARTIŞLARI

Önümüzdeki yıllarda maaşlarımızın ne kadar artacağı kadar, o maaşın cebimizde ne kadar değer taşıdığı da önem kazanacak. İşte tam bu noktada OECD'nin yayımladığı son veriler dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Rapora göre birçok ülkede ücret artışları sınırlı kalırken, Türkiye maaş artış oranlarında listenin üst sıralarında yer aldı. İlk bakışta bu tablo sevindirici gibi görünse de işin perde arkasına bakıldığında çok daha farklı bir gerçek ortaya çıkıyor.

Ekonomide sıkça kullanılan bir söz vardır: "Rakamlar doğru söyler ama doğru yorumlanmalıdır." OECD'nin açıkladığı maaş artışları da tam olarak böyle bir örnek oluşturuyor.

Rapora göre birçok gelişmiş ülkede çalışanların maaşları son yıllarda sınırlı oranlarda yükseldi. Avrupa'nın önemli ekonomilerinde ücret artışları genellikle enflasyonun biraz üzerinde gerçekleşti. Çünkü bu ülkelerde fiyat artışları zaten düşük seviyelerde seyrediyor.

Türkiye ise maaş artışlarında farklı bir tablo sergiliyor. Nominal yani kağıt üzerindeki maaş artışları oldukça yüksek görünüyor. Asgari ücrette yapılan zamlar, kamu çalışanlarının maaş düzenlemeleri ve özel sektördeki ücret güncellemeleri OECD verilerine de yansımış durumda.

Peki bu gerçekten vatandaşın daha zengin olduğu anlamına mı geliyor?

Ne yazık ki cevap bu kadar basit değil.

Çünkü maaş artışını değerlendirirken yalnızca alınan ücret değil, o ücretle alınabilen mal ve hizmet miktarı da büyük önem taşıyor.

Bugün maaşınız yüzde 40 artsa ama market fiyatları yüzde 45 yükselse, aslında cebinizdeki para artmış görünse bile satın alma gücünüz gerilemiş oluyor.

İşte ekonomide buna "reel ücret" deniliyor.

Türkiye'nin maaş artışlarında dikkat çekmesinin en önemli nedeni de tam burada ortaya çıkıyor.

Nominal maaşlar hızla yükselirken yüksek enflasyon bu artışların önemli bölümünü eritiyor.

Vatandaş bunu en iyi pazarda, markette, kirasını öderken veya faturalarını yatırırken hissediyor.

Eskiden bir maaşla doldurulan market arabası bugün aynı maaş artışına rağmen daha az ürünle dolabiliyor.

Bu nedenle yalnızca maaş artış oranına bakarak ekonomik refahı değerlendirmek doğru olmuyor.

OECD'nin verileri de aslında bunu dolaylı olarak gösteriyor.

Türkiye son yıllarda ücret artışlarında birçok Avrupa ülkesini geride bırakmış durumda.

Ancak Avrupa ülkelerinde enflasyon yüzde 2-3 seviyelerinde seyrederken Türkiye uzun süre çok daha yüksek enflasyon oranlarıyla mücadele etti.

Dolayısıyla maaşlara yapılan yüksek zamlar büyük ölçüde fiyat artışlarını telafi etmeye yönelik oldu.

Bir başka ifadeyle maaşlar yükseldi çünkü hayat pahalılığı da hızla arttı.

Vatandaşın günlük hayatındaki en büyük soru ise şu:

"Elime geçen para arttı ama neden daha az şey alabiliyorum?"

Bunun cevabı yine satın alma gücünde yatıyor.

Örneğin maaşınız 20 bin liradan 30 bin liraya çıkabilir.

Yüzde 50 zam almış olursunuz.

Ancak kira yüzde 70, gıda yüzde 60, ulaşım yüzde 55 arttıysa, maaşınızdaki yükseliş hayat standardınızı aynı oranda artırmayacaktır.

İşte ekonomistler bu yüzden yalnızca maaş artışını değil, reel gelir artışını takip ediyor.

OECD raporunun ortaya koyduğu bir başka önemli gerçek ise ülkeler arasındaki ücret politikalarının farklılığıdır.

Bazı ülkeler düşük enflasyon sayesinde küçük maaş artışlarıyla bile çalışanlarının refahını koruyabiliyor.

Çünkü fiyatlar fazla yükselmiyor.

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde ise ücretler daha sık güncellenmek zorunda kalıyor.

Bu durum hem işverenleri hem çalışanları zorlayan bir döngü oluşturuyor.

İşveren artan maliyet nedeniyle fiyat yükseltiyor.

Fiyat yükselince enflasyon artıyor.

Enflasyon yükselince çalışan maaşına yeniden zam talep ediyor.

Bu süreç ekonomide "ücret-fiyat sarmalı" olarak adlandırılıyor.

Bu döngü kırılmadıkça maaş artışları vatandaşın refahını kalıcı şekilde yükseltmekte yetersiz kalabiliyor.

Peki çözüm nedir?

Uzmanlara göre çözüm yalnızca maaşlara zam yapmak değil.

Asıl hedef enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek olmalı.

Fiyat istikrarı sağlandığında maaş artışları daha anlamlı hale geliyor.

Çünkü vatandaş kazandığı paranın değerini koruyabiliyor.

Bunun yanında verimlilik artışı da büyük önem taşıyor.

Daha fazla üretim yapan, daha fazla katma değer oluşturan ekonomiler çalışanlarına daha yüksek ücret ödeyebiliyor.

Teknoloji yatırımları, eğitim, nitelikli iş gücü ve ihracat odaklı büyüme ücretlerin sürdürülebilir şekilde artmasını sağlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.

OECD'nin açıkladığı maaş artışları Türkiye açısından önemli bir mesaj içeriyor.

Evet, maaş artış oranları dikkat çekiyor.

Ancak vatandaşın asıl baktığı şey maaş bordrosundaki rakam değil, o maaşın ay sonuna kadar yetip yetmediğidir.

Ekonomik başarı yalnızca maaşların yükselmesiyle değil, insanların daha rahat yaşayabilmesiyle ölçülür.

Marketten daha fazla ürün alınabiliyorsa, kira daha kolay ödenebiliyorsa, çocukların eğitim masrafları aile bütçesini sarsmıyorsa, işte o zaman gerçek refah artışından söz edilebilir.

Sonuç olarak OECD verileri bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:

Yüksek maaş artışı tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, o maaşın alım gücünü korumasıdır. Vatandaş için gerçek zenginlik, cebine giren paranın miktarından çok, o parayla kurabildiği yaşam standardıdır. İşte ekonominin başarısı da tam bu noktada anlam kazanır.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ